Güzel sözler güzel mesajlar sevgi sözleri aşk şiirleri güzelsözler hazır mesajlar anlamlı sözler yemek tarifleri sevgi mesajları ramazan sözleri Guzel-Sozler.Gen.TR

Mutluluk Yemini

Filed Under (Komik Sözler) by editor2 on 06-09-2009

MUTLULUK YEMİNİ Bu gün olduğu gibi yarın dan sonra da , ondan sonra ki günlerde de gözlerimdeki yerinin değişmeyeceğine , seni bir ömür boyu seveceğime , kelebeklerin renklerinin büyülemesi gibi bu günüm gibi , yarında da hep seninle yaşayacağıma , her bakışımda yumduğum o gözlerini her zaman yanımda göreceğime ; en yakın dostun , en yakın sırdaşın , en yakın arkadaşın , en yakın olacağıma sıkıntının sıkıntım , üzüntünün üzüntüm olacağına , her kızgın anını çiçeğe dönüştüreceğime , her üzgün anında yüzündeki tebessümün geri gelmesi için elimden geleni yapacağıma , astla ve astla soğutkanda olsa , yalnızlıktan da olsa üşümeyeceğime , seni bir ömür boyu seveceğime yanında olamadığım ve varlığıma ihtiyaç duyduğun her an da bir rüzgar olup seni saracağıma , gözümün gözüne değdiği her an sana yeniden aşık olup seni prensese dönüştüreceğime , yaşamım boyunca ve her sabah sana aşık olarak uyanacağıma sen uyurken sana bakıp sen ve ben için dualar edeceğime , seni ala üzmeyeceğime , seni kızdırırsam bunu bilmeden yapacağımdan hemen özür dileyeceğime , beni tanıdın ilk günde bende ne gördüysem ömrümce aynı beni göreceğine , sevgimin asla değişmeyeceğine , sevgimin asla bitmeyeceğine , bilakis her gün büyüyen bir sevgiyi görüp seni mutluluk ormanlarına taşıyacağıma , seni her şeyin önünde olduğun gerçeğini asla unutmayacağıma ,seni sadece 14 ŞUBAT ‘ ta değil yılın 365 gününde 365 tane isminin olacağına , sana yalan söylemeyeceğime , başkalarının yanında olsam bile seni asla unutmayacağıma , elini usul usul , korka korka tutup ilk günde ki gibi hep aynı heyecanı yaşayacağıma ve bir ömür senin elini bırakmayacağıma , bir ömür CANIM olarak kalacağına , tüm balonları senin için gökyüzüne salacağıma , tüm çiçeklerde seni göreceğime , okyanuslar da seni dalga yapacağıma , yıldızlara kement atacağıma , gökkuşağına salıncak kurup yedi renge senin rengini karıştıracağıma , her satırda seni yazacağıma , çizeceğime , sana sesleneceğime , sadece 1 günün değil bütün günlerin senin olacağına , hiçbir şeyin hiçbir zaman senin önüne geçemeyeceğine , her günün bir öncekinden daha güzel olacağına her anın unutulmazlık zincirine yeni bir halka ekleyeceğine , seni sonsuzluk kadar çok seveceğime , seni sen olduğun için seveceğime , seni bir ömürden de öte seveceğime YEMİN EDERİM __________________

Mutluluk icin !

Filed Under (Mutluluk Sözleri) by editor2 on 06-09-2009

IuЯ наиі саиıи ςєкєЯ вєиі qöЯмєк наγаI qűсϋиϋ ςаIışтıЯ γокuм аЯтıк…

вuqüиIєЯdє γєиі новім ѕєиі ϋzмєк кєиdіиі вuиа аIışтıЯ zоЯuм аЯтıк…

ие $еκіl ісіи ωегеиlе иеde ωегеи ісіи $еκіldeи $еκіle qігеиle і$ім оlмαz..!

ніς віЯ аşк карıdaи ςıкмаІаЯІа вітміγоЯ…

υиυτѕυи вєиі dіγє навєЯ göиdєЯміŞsіи…віЯ Đüşüи вакаІıм натıЯІаимаγа dєĝєЯміѕіи

Đüиγаγа иєfЯєтіиі кυѕмак мı γаda ѕєѕіиі кıѕıр ѕυѕмак мı Şімdi кєиdiиє віЯ γоІ ѕєς γаda вυ důиγаdаи ωаzgєς…!

ѕєи аиса оиа вυиа Іаf γєті$тіЯ ‚ імај вОzυк віЯаѕ dєĝі$тіЯ ‚ нєЯ каdıиı аииєи мі ѕаиdıи Окυγυр каfаиı ваγа ві gєІі$тіЯ…

єℓєşтιямє вєηι,вєğєη∂ιуѕєη тαк∂ιя єт…нσşυηα gιтмιуσямυуυм кαƒαηα тαкмα ******

nasıl sensizliği ben yaratmadıysam,tadacagın bensizlikte benim eserim olmayacak…!!!

düηüη нαтαѕιηι вαηα ѕσямαуιη dσğяυ уαηℓιş dιує αкℓιηιzι уσямαуιη çαℓιşιη

кαяdєşιм gєяι dυямαуιη уαℓαηdα вєηιм dσğяυdα вєηιм

вєη ηє gιdєηє кαℓ dєяιм,ηєdє кαℓαηα gιт,gιdєη уσℓυηυ кαℓαη уєяιηι вєℓιяℓємιşтιя нαуαтıмdα…

Seninle Mutluyum Hayatta, Hayat SeninLe Mutlu geliyor bana ßeßeğim..

Bir Gülüşünle Bir Lafınla Mutlu OLmasını öğrendim Bu bendeki ben Değil Bendeki Sen Oldu Artık Seninle Mutluyum..

Nekadar Mutlu Olsamda Sonunda üzüleceğim biliyorum hayatın Sonu gelince Yeniden Mutlu olucağım Seni Görüceğim biLiyorum..

mutluluklar seninle güzel seninle mutlulukları sevdim ben sen mutlu Ol Hep oLMasanda Severim Seni hep..

EN Güzel Mutlulukları Diliyorum Sana En Güzel Sevgilerimi Yolluyorum Sana SeninLe Mutluyum Bunu Anla..

Mutlu Olmak için Bekleme hayat Kısa Mutlu Olmak için Hayata Pozitif Bak yeterLi.

hayat Nekadar Acı Olsada güLmesini nekadar Dramatik Olsada Mutlu OLmasını biLiceksin…

Mutluluk Gülücüklerinde Değil, Söylediğin Sözlerle Mutlu Etsin beni Gülüşlerin Zaten Heycanlandırıyor beni birtanem..

Mutlulukların Mutlusu Sevgilerin Sevgisi Aşıkların Aşkı heycanların heycanı Ve Güzelliklerin GüzelliğiyLe GeLiyorum Sana Aç koLLarını bana.

o kadar güzel bakıyorsunki bana mutlu oluyorum seninle o anda okadar güzel gülüyorsunki bana mutlulukları yaşatıyorsun o anda..

Saf Duygularımı Kalbine Güzel Sözlerimi Beynine Sana Aşık Olan Bu Bedeni Ellerine Bırakıyorum Biriciğim..

Gözlerimi Sende Açtım Hayatı SevginLe Mutlu Olmuşum Sonunda Sevdiğimi bULmuŞum…

uzak Durma Bana mutlu OLamıyorum Sensiz Asla Güzel Günlerin Hatırına Mutlulukları geri ver bana

MSN Sozleri-2

Filed Under (MSN Nickleri, Msn Sözleri) by editor2 on 06-09-2009

“..ÇaY ßardağınDa ßırakılaN DudaK PaYı KadaR ßiLe uZaK KalamaM GözleriNe..”

iÇiNe DerT oLacaK SaNa SoN ßakışıM..!

“..KıZ DediğiN iStanbuL GiBi oLmaLı; FetiH’i ZoR, FatiH’i TeK oLmaLı..”

uNutmayıN; HeR aŞK ßiR ßitKi iSmiyLe ßaşlaR aMa HayvaN iSmiyLe SoN ßuluR..!

aKlımDa ÇekiP GitmeleR VaR Şu GünlerDe..!

iSkeletleR DiyarınDa ßiR eT ParçasıyıM..!

“..MutluluK ßiR ÇimendiR ßastığıN YerDe ßiteR, YalnızlıK GittiğiN YoldaN GeliR..”

NoN VogLio NessuNo CHe Mi aDdolaRa Mai..!

uÇurumuN KenarınDa Da oLsaN SırF HayaTa GıcıKLıK oLsuN DİYe GüLümSe..!

FarkımıZ TarzımıZ BiziM MoLLaaRaPLı oLmamıZ Ya KaN KustururuZ Ya Da TaM SustururuZ ßu HususTa Ne KuraL NeDe KraL TanırıZ..!

aLtı EvLiya, üsTü EşkiYa, iŞTe ßuraSı MoLLaaRaP, ŞimDi DağılıN uLeyNnN..!

KaderimSe ÇekeriM, ÇilemSe GüleR GeçeriM..!

“EğeR ßiR YerDe KüçüK aDamlarıN ßüyüK GölgeleRi oLuşuyorSa, oRaDa GüneŞ ßatıyoR DemektiR..!”

ßiZ Bu aLemDe ÇaydanlıĞa KaN KoyaR ßıçakLa KarıştırırıZ DosT DeriZ CaN VeririZ aNcaK DosT uNutunCa öLürüZ..!

ßabaMa DedimKi; “ßeniM DeğeriM Ne KadaR? DünyalaR KadaR” DeDi.. PeKi DünyanıN DeğeRi Ne KadaR? DediM. “ßeŞ PaRa eTmeZ” DeDi..

“aNadaN DoğmaK, öLmeK iÇindiR.”

“YaşamıN uZunluĞu DeğiL, NasıL YaşandıĞı öNemlidiR.”

“HayaT BiR HikaYe, YaşasaN Ne oLuR, öLseN Ne oLuR?”

“YaşaM aCı ßiR SoğaNa ßenzeR, SoğaNı KaT KaT SoyarkeN, ZamaN ZamaN aĞlatıR.”

“YiğitliK VurmakLa, aĞalıK VermekLe oLuR”

“CeplerDe ResmimiZ aLemDe iSmimiZ”

KıR KalbiMi GönlüN oLsuN.. aL HeR ŞeYi GözüN DoysuN.. ŞimDi ßaşKa KollardayıM ßu Da SaNa KapaK oLsuN..!

DünyaDa HiÇ KimseYe GüvenMe ÇünKü ßeyaZ GülüN BiLe GölgeSi SiyahTır

(%) SeNi SeveriM, SeNi SeveniDe SeveriM, SeNi ßeniM KadaR SeveniDe KurşuNa DizeriM (%)

In The ParK’ta GezerkeN, CigarettiYi iÇerkeN.. My FatheR GörDü SuÇ üSTü, I aM DüşTü KıÇ üSTü..

ßiR GüN TitreyereK uYanırsaN ßiL Ki ResmiNi öPtüğüM GündüR.. aMa ßiR GüN SebebsiZ YeRe GözyaşlarıN aKarSa, ßiL Ki öLdüğüM GündüR..

GüneŞe aDıNı ßuzLa YazaN BiRi oLurSa, ßiL Ki o SeNi ßendeN DaHa ÇoK SeviyoR..

ßiZ aĞıR DeğiLiZ MiLLeT HafiF !

ßeN ßüyüK RüzgarLarıN aDamıyıM, ßeniM SevdaLarımDa ßüyüK oLuR öFkeLerimDe.. ßeN SeverseM DestaN, KızarsaM KatLiaM oLur..

o KıZ ßeNi aŞaR ÇünKü KaşaR DelikanLı aDaM ManitasızDa YaşaR

SaNa oLaN GüveniM SonsuZ, eĞeR YakalarsaM DonsuZ, * SusuZ SabunsuZ

SonuNu DüşüneN KahramaN oLamaZ

DumansıZ SigaranıN, KöpüksüZ ßiranıN, SensiZ ßu HayatıN Taa *

SeN iMkansızsıN, SensizliK iMkansıZ, aŞK iMkansıZ..

ÇemberiN eN DışınDa, eN ÇıkmaZ SokaktayıM..

GeceniN eN SiyahınDa, uMuduN BittiĞi YerdeĞiM.. KöşeYi DönseM öLüM, DüZ GitseM HayaT.. GölgeleR iÇindeyiM..

Büyük İskender Fena Yakalandı

Filed Under (Magazin Haberleri) by editor2 on 06-09-2009

Fox`ta dün gece ekrana gelen “Bizden Kaçmaz”, “Kurtlar Vadisi Pusu” dizisinin Büyük İskender`i Musa Uzunlar`ı fena yakaladı.

“Bizden Kaçmaz” kameraları Musa Uzunlar`ı, dizide kızını oynayan tiyatrocu İpek Karapınar`la Nişantaşı`nda bir cafede dudak dudağa öpüşürken görüntüledi. Görüntülerde İpek Karapınar`ın da zaman zaman Musa Uzunlar`ın elini öptüğü görülüyor.

Uzunlar 50 yaşında, görüntülendiği İpek Karapınar ise 25. Tiyatro ve müzik eğitimi alan Karapınar, diziye 4 bölüm önce transfer olmuştu.

Iste Ramazan Diyeti!

Filed Under (Ramazan Diyetleri, Ramazan Özel) by editor2 on 06-09-2009

İFTAR:

 

1 zeytin ya da 1 hurma ile oruç bozulacak, sonra 1 bardak ılık, yarım tatlı kaşığı ballı – az limonlu su içilecek.

 

Ardından 1 kâse sebze çorbası az sıvı yağlı (domates, posalı mercimek, tarhana)

 

3–4 dakika ara verilecek, sonra bol beyaz protein (tavuk, balık, hindi, light yoğurt, taze az yağlı peynir, 3 yumurta beyazı ve 1 sarısı ile yapılmış – maydanozlu, lorlu omlet) gibi…

 

10 günde bir yağsız kırmızı et yenilebilir.

 

Bol yeşil salata (domates, patates, havuç yok ) ya da Sebze kavurma (şekersiz sebzeler )

 

ARA:

 

2-3 saat bekledikten sonra

 

2-3 parmak taze dil peyniri

 

1 yeşil elma (kabuklu) , 1 kivi , 3–4 adet ceviz içi ya da 10-11 adet fındık

 

SAHUR:

 

5–6 kaşık soyalı müsli

 

1 bardak ılık light süt , 2 tatlı kaşığı keten tohumu

 

Ardından 1 adet yeşil elma (kabuklu)


 

* Haftada 1 iftar serbest

 

* Haftada 1 ara öğünde cevizli güllaç

 

* Haftada 1sahur birinde; ıspanaklı ya da pırasalı börek, birini de hafif kahvaltı ya da taze kaşarlı kepekli ekmeğe ya da çavdar ekmeğine tost , yeşil elma

 

Arada bol sıcak su ve Detoks çayı içmeyi unutmayın !..

Isra ve Mirac Mucizesi

Filed Under (Peygamberimizin Hayatı) by editor2 on 06-09-2009

a) Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Mîrâcı

İkinci Akabe görüşmesinden sonra, Mekke Devri’nin 11′inci yılı Recep ayının 27′inci gecesi (Hicretten 19 ay önce) Peygamber Efendimizin “İsrâ ve Mîrâc” mûcizesi gerçekleşti.

İsrâ, gece yolculuğu ve gece yürüyüşü; Mîrâc ise, yükseğe çıkmak ve yükselme âleti demektir. Bu büyük mûcize, gecenin bir bölümünde cereyân ettiği ve Rasûlullah (s.a.s.) bu gece semâlara ve yüce makamlara yükseldiği için bu mûcizeye “İsrâ ve Mîrâc” denilmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’de el-İsrâ Sûresi’nin 1′inci âyetinde:

“Kulu Muhammed (s.a.s.)’i, bir gece Mescid-i Harâm’dan, kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için, etrâfını mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ın şânı ne yücedir. Doğrusu O işitir ve görür.” buyrulmuştur.

Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)’in Mekke’deki Mescid-i Harâm’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya olan mîrâcı, yukarıda anlamı yazılan âyet-i kerime ile sâbittir. Mescid-i Aksâ’dan semâlara ve yüce makamlara yükseldiğini ise, Peygamber Efendimizden nakledilen sahîh hadîs-i şerîflerden öğrenmekteyiz. Hadîs-i şerîflerde anlatılanların özeti şöyledir.(114)

Rasûlullah (s.a.s.) bir gece Kâbe’nin “Hatîm” denilen kısmında iken, Cebrail’in getirdiği “Burak” denilen bineğe binerek Kudüsteki Mescid-i Aksâ’ya gelip burada namaz kılmıştır. Buradan da “Mîrâc” denilen âlete binerek, semâlara yükselmiştir. 1′inci semâda Hz. Âdem, 2′inci semâda Hz. Yahyâ ve Hz. İsâ, 3′üncü semâda Hz. Yûsuf, 4′üncü semâda Hz. İdrîs, 5′inci semâda Hz. Harûn, 6′ıncı semâda Hz. Mûsâ ve 7′inci semâda Hz. İbrâhim ile görüştü. Bunlardan her biri Rasûlullah (s.a.s.) ‘i selâmlayıp tebrik ettiler, “hoşgeldin sâlih kardeş,” dediler.

Daha sonra “Sidretü’l-müntehâ”ya yükseldi. Orada kazâ ve kaderi yazan kalemlerin çıkardıkları sesler duyuluyordu. Sidretü’l-müntehâ’dan ötesi, sözle anlatılması mümkün olmayan bir âlemdi. Buraya kadar beraber oldukları Cebrâil de buradan öteye geçememiş, “benim için burası sınırdır, parmak uçu kadar daha ilerlersem, yanarım…” demiştir

Mîrâcta Cenab-ı Hakk, sevgili Peygamberine nice âlemler gösterdi. Kuluna vahyedeceğini vâsıtasız vahyetti.

Bu makamda Hz. Peygamber (s.a.s.)’e üç şey verildi.(115)

1) Beş vakit namaz farz kılındı.(116)
2) Bakara Sûresi’nin son iki âyeti (Amene’r-rasûlü…) vahyedildi.
3) Ümmetinden şirk koşmayanların Cennet’e girecekleri müjdesi verildi.

“Bunu O söylemişse inandım gitti. Ben O’nu bundan daha önemli olan konularda tasdik ediyorum. Akşam- sabah göklerden vahiy geldiğini söylüyor, buna inanıyorum…” dedi. Bu yüzden Hz. Ebû Bekir’e “Sıddîk” denildi.
Ehli- sünnet bilginlerinin çoğunluğuna göre, İsrâ ve Mîrâc aynı gecede; Rasûlullah (s.a.s.) ‘in rûh ve vücuduyla birlikte uyanık hâlde iken olmuştur. İsrâ ile Mîrâcın ayrı gecelerde olduğunu, rüyâ hâlinde ve rûhâni olarak vuku bulduğunu kabûl eden bilginler de vardır; fakat bunların sayısı azdır.(119)

c) Mîrâc’ta Teşri Kılınan Hükümler

Kur’ân-ı Kerîm’de, Mirâc’ın en yüksek hâli anlatılırken:

“(Rabbına) iki yay kadar veya daha da yakın oldu. Allah Kulu’na vahyettiğini o anda vahyetti…” (en Necm Sûresi, 9-10) buyrulmaktadır.

Bu âyetlerden Rasûlullah (s.a.s.)’e, Mîrâc’ta pek çok esrâr ve maârifin bildirildiği anlaşılmaktadır.

Baştan sona Mîrâc ve Mîrâc’ta teşri kılınan hükümlerin anlatıldığı el-İsrâ Sûresi’nin 80′inci âyetinde Hz. Peygamber (s.a.s.)’e: “Rabbim, beni şerefli bir girişle (Medine’ye) koy, sâlim bir çıkışla da (Mekke’den) çıkar” diye dua etmesi emredilerek yakında hicretine izin verileceğini; 81 ‘inci âyetinde ise:

“De ki: Hakk geldi, bâtıl yok olup gitti, esâsen bâtıl yok olmağa mahkûmdur” buyurularak çok yakında İslâm’ın küfre galebe çalacağına, neticede Mekke’nin Rasûlullah (s.a.s.) tarafından fethedilip Kâbe’nin putlardan temizleneceğine işâret olunmuştur. Yine aynı sûrenin 23-29′uncu âyetlerinde dinin temelini teşkil eden hükümler yer almıştır. Bu âyetlerin anlamları şöyledir:

“Rabb’ın şunları kesinlikle hükmetti: Kendisinden başkasına kulluk etmeyin. Ana-babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi, senin yanında ihtiyarlayacak olursa, onlara “öf” bile deme, onları azarlama, her ikisine de hep tatlı söyle. Onlara şefkatle tevâzu kanadını ger ve ‘Rabbım, onlar, küçükken beni nasıl ihtimâmla yetiştirmişlerse, sen de kendilerini öylece esirge..’ diye onlar için duâ et.

Rabbınız, içinizdekini en iyi bilendir. İyi kimseler olursanız, kendisine yönelip tevbe edenleri bağışlar.

Hısıma, yoksula, yolda kalmışa, herbirine hakkını ver. Elindeki malını saçıp savurma, saçıp savuranlar, şüphesiz şeytânla kardeş olmuşlardır. Şeytân ise Rabb’ına karşı son derece nankördür.

Rabbından umduğun rahmeti elde etmek için hak sahiplerinden yüz çevirmek zorunda kalırsan, bâri onlara yumuşak söz söyle (sert davranma).

Elini boynuna bağlayıp cimrilik etme, onu büsbütün açıp hepsini de saçma. Yoksa pişmân olur, açıkta kalırsın,
Şüphesiz Rabb’n, dilediği kimsenin rızkını genişletir, dilediğininkini daraltır, ölçü ile verir. O, kullarını gören ve her şeyden haberdâr olandır.

Çocuklarınızı yoksulluk korkusu ile öldürmeyin. Onları da sizi de Biz rızıklandırırız. Şüphesiz ki onları öldürmek büyük bir suçtur.

Sakın zinâya yaklaşmayın. Doğrusu bu çirkindir ve çok kötü bir yoldur.

Allah’ın harâm kıldığı cana, haklı bir sebep olmadıkça kıymayın. Haksız yere öldürülen kimsenin velisine bir yetki vermişizdir. Artık o da öldürmekte aşırı gitmesin. Çünkü o, ne de olsa yardım görmüştür.

Erginlik çağına ulaşıncaya kadar, yetîmin malına, en güzel şeklin dışında yaklaşmayın. Bir de verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü verilen sözde sorumluluk vardır.

Ölçtüğünüz zaman ölçeği tam yapın, doğru terâzi ile tartın. Bu daha iyi ve sonuç bakımından daha güzeldir.
Bilmediğin şeyin ardına düşme. Doğrusu kulak, göz ve kalb, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur.

Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü ne yeri delebilir, ne de boyca dağlara ulaşabilirsin, (onlarla büyüklük yarışı yapabilirsin). Rabb’ının katında bunların hepsi, beğenilmeyen kötü şeylerdir.

Bunlar Rabb’ının sana bildirdiği hikmetlerdir. Sakın Allah’la beraber bir başka tanrı edinme. Yoksa kınanmış ve kovulmuş olarak Cehennem’e atılırsın.” (İsra Sûresi, 23-29).

Bu âyetlerdeki ilâhî emirler şöylece özetlenebilir:

1) Allah’tan başkasına kulluk etmeyin,
2) Anne-babaya iyi muâmele edin,
3) Hısıma,yoksula, yolda kalmışa haklarını verin,
4) Ne hasis, ne cimri, ne de müsrif (savurgan) olun,
5) Çocuklarınızı öldürmeyin,
6) Zinâya yaklaşmayın,
7) Haklı bir sebep olmadıkça cana kıymayın,
8) Daha iyiye götürmek amacı dışında yetim malına yaklaşmayın,
9) Verdiğiniz sözü yerine getirin, sözünüzde durun,
10) Ölçü ve tartıyı tam yapın,
11) Hakkında bilginiz olmayan şeyin peşine düşmeyin,
12) Yeryüzünde kibir ve azametle yürümeyin, alçak gönüllü olun.

Bu iki vakit namazdan başka, “Müzzemmil Sûresi”nin ilk âyetleri ile “gece namazı” farz kılınmıştı. Müslümanlar geceleri ayakları şişinceye kadar namaz kılıyorlardı. Gece namazı bir sene kadar farz olarak devâm ettikten sonra, aynı sûre’nin son âyeti (Müzzemmil Sûresi, 20) ile farziyeti kaldırıldı, nâfile (tatavvu) namaz oldu. Mîrâc’da farz kılınan 5 vakit namaz ile bütün bu namazlar kaldırıldı. Ancak, Hz. Peygamber (s.a.s.)’e hâs, ona âit olmak üzere gece namazının farziyeti devâm etti. (Bkz. İsrâ Sûresi, 79; Tecrid Tercemesi, 2/231-232, Hadis No: 227′nin açıklaması; Tahir Olgun, İbâdet Târihi, 28-38, İst., 1946)

MSN Sozleri

Filed Under (MSN Nickleri, Msn Sözleri) by editor2 on 06-09-2009

//—Huzur bana uğramadığı her gün için özür dilemeli…

//— Aşk kırıntısıyla doymaktansa
tek başıma aç kalırım bu hayatta.
paylaşacak bir şey artık yoksa bir erkekle bir kadın arasında


//—Kimi Ne göre  Kralım ! , Kimine göre Kolpayım. Para pul sizin olsun; ben adamına göre adamım.


//— Ben sigaranın bağımlısı değilim. Sigara içerken düşündüğümün tiryakisiyim…

//—Bu dünyada 3 kişi kalmışım. Sen, Ben Ve silahım..

//— Demişler ki Türkçe Rap Batı Cartel’den sonra kimse Rap Yapmamış. Demişler ki Apak uyuya kalmış. Kimse 5 Karış Rap Yapmamış…

//—Aşk bir kumar ise ya ben masaya kalbimi koydum yada Hayatımı kaybettim… :)

//—Hayatta her gördüğüne güvenme. Aklından çıkarma ki beyaz gülün bile gölgesinin ne renk oldugunu biliyorsun. Anladın sen onu   ;)

//—Sevda” diye bir kuş gönlüme konmuş, meğer gecikmiş bir sevda bizi bekliyormuş!!!

//—Güzel yüzlü olmak elimizde değil ama.. Gülen yüzlü olmak elimizde..

//—AğLaMaYı BiLmEyEn GözLeR;;SeVmEyİdE BiLmEzLeR……..

//—Duydumki “beni unutsun” demissin..acaba hic düsündünmü,hatirlanmaya DEGERMISIN?!

//–HeP BöYLe GuRuRLu GeZeRiM SaNMa SeNiNDe BoYNuNu BüKeNLeR oLuR.HeR ZaMaN aĞLaTıP GüLeRiM SaNMa ZuLMüNe KaRŞıLıK VeReNLeR oLuR!!!!!

//—rakıyı susuz sigarayı filtresiz içtik.sevgiye sınır çizmedik dostluga fiyat biçmedik bizde hata olur ama yanlış asla

//—YaK BiR SiGaRa VeR GeRiYe DöNmEz BeNiMLe öLMeYeN DüŞüNCeLeR BöLMeZ YaK BiR SiGaRa VeR YiNe DöN GeL

//—DaLıMıZı KeSeNiN aGaCıNı KoKuNDeN KeSeRiZ•••·

//—asıL ßiLqiLi ki$i , ßiLmediqini ßiLen ki$idiR…. sokRateS..

//—silgi kullanmadan resim çizme sanatına hayat denilmektedir

//—Bayraklari Bayrak yapan üstündeki kandir, eger ugruna ölen varsa Vatandir

//— HIZ ÖLÜME DEİL , ÖZGÜRLÜĞE GİDEN YOLDUR —- !!!

//—Bir Demet Bir Oyun Bu Rap Demek Çok Emek Gerek Bu Yolda Düşmemek Gerek Açıldı Bak Yürek Boş Yere Kürek Çekildi Yok Yere Bizim İçin Gurur=Rap Demek

//—HerKeZ KeNDi YoLuNDa aMa aRaDa BiRBirLeRiNe LaF aTMaLaR oLMaSıN BeNCe RaPi MaKSaT _RaPCiLiK DiYe YaPMaYaLıM öZeNTi GeNÇLiK ..

//—KüFüRBaZ GiZeMLi RaPCi,26 aRiFeSİ YoRGuN BeKcİ TeKBiR aLDıM SöZüMüN EvVeLiNDe,RaP YaPaRkEn GüNaHaMı GiRDiM..!!

 

//—Kaç tabut gömülecek yeraltına ve kaç kişi gidecek habersiz
uzaklara? kaç yalan yıkacak güvenleri? kaç satır yazılacak
kader kitabına ve kaç dua edeceksin tanrına, kaç damla
gözyaşı dökeceksin uğruna? kaç yarın bekleyeceksin?
sonralara kaç damla gözyaşı?

Medine’ye Hicret

Filed Under (Peygamberimizin Hayatı) by editor2 on 06-09-2009

“Rabb’ım, beni şerefli bir girişle (Medineye) koy, sâlim
bir çıkışla da (Mekke’den) çıkar”.
(el-İsrâ Sûresi, 80)

1- MÜSLÜMANLARIN MEDİNE’YE HİCRETLERİ


Hicret bir yerden başka bir yere göç etme demektir. Müşriklerin zulümleri yüzünden Mekke’de Müslümanlar barınamaz hâle gelmişlerdi. Bu sebeple 2′inci Akabe Bîatında Hz. Peygamber (s.a.s.) ve Müslümanların Medine’ye hicretleri de kararlaştırılmıştı. Rasûlullah (s.a.s.) “Sizin hicret edeceğiniz yerin iki kara taşlık arasında hurmalık bir yer olduğu bana gösterildi…”(120) diyerek Müslümanların Medine’ye hicretlerine izin verdi. 2′inci Akabe Bîatı, Peygamberliğin 12′nci yılının son ayı olan Zilhicce’de yapılmıştı. 13′üncü yılın ilk ayı Muharrem’de (Temmuz 622) Medine’ye hicret başladı. Mekke’den Medine’ye ilk hicret eden, Beni Mahzûm’dan Abdülesed oğlu Ebû Seleme(121), en son hicret eden ise Rasûlullah (s.a.s.)’in amcası Abbâs’tır.

Mekke’nin fethine kadar geçen süre içinde, dini uğruna, evini-barkını, malını-mülkünü, âilesini, kabîlesini, akrabasını, bütün varlığını Mekke’de bırakarak Rasûlullah (s.a.s.)’in müsâdesiyle Medine’ye göç eden Mekke’li Müslümanlara “Muhâcirûn” adı verilmiştir.

Medine’de muhâcirleri misâfir eden, onlara bütün imkânları ile yardımcı olan Medine’li Müslümanlara da “Ensâr” denilmiştir. Muhâcirûn ve Ensâr, Kur’ân-ı Kerîm’de bir çok vesîlelerle övülmüşlerdir.(122)

Muharrem ve safer aylarında Müslümanlar, âileleri ile birlikte hicret ettiler. Birer, ikişer, gizlice Mekke’den ayrılıp Medine’ye gittiler. Ensâr tarafından Medine civârındaki “Avâlî” denilen köylere yerleştirildiler.

Hz. Ömer Mekke’den gizli ayrılmadı. Kılıcını kuşandı, Kâbe’yi tavâf etti. Bütün müşriklere meydan okuyarak:
İşte ben Medine’ye gidiyorum. Analarını ağlatmak, karılarını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyenler peşime düşsün… dedi. Ömer’in hicreti Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hicretinden 15 gün kadar önce olmuştu.

Kısa zamanda, Mekke’li Müslümanların hemen hepsi Medine’ye göç etti. Yalnızca Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ali’yi Rasûlullah (s.a.s.) Mekke’de alıkoymuştu.(123) Ebû Bekir hicret için izin istediğinde, Rasûlullah (s.a.s.):

“Acele etme, Allah sana hayırlı bir arkadaş verecek…” diyerek hicretini geciktirmiştil(124). Mekke’de müslümanlıkları yüzünden âileleri tarafından hapsedilmiş olanlar ile köle ve câriyelerden başka Müslüman kalmamıştı. Rasûlullah (s.a.s.) düşmanları arasında, en büyük tehlike karşısında yapayalnız bulunuyordu.

2- HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)’İN HİCRETİ

a) Dâru’n-Nedve’nin Korkunç Kararı

Akabe görüşmeleri ile Müslümanlık Medine’de yayılmağa başlamış, müşrikler korktuklarına uğramışlardı. Üstelik Mekke’deki Müslümanlar da Medine’ye göç etmişlerdi. Şimdi Hz. Muhammed (s.a.s.)’de Medine’ye gider, Müslümanların başına geçerse, Mekke’lilerin Şam ticâret yolu kapanabilirdi. Mekke müşrikleri Müslümanlara son derece kötü davranmışlar, târihte eşine ender rastlanan işkence ve hakarette bulunmuşlardı. Bunlar Medine’lilerle birleşip, kuvvetlendikten sonra kendilerinden öç alabilirlerdi. Esâsen Mekke’lilerle Medine’liler arasında, öteden beri geçimsizlik vardı. Çünkü Mekke’liler Adnânîlerden; Medine’liler ise Kâhtânîlerdendi. Durumun ciddiliğini anlayan Kureyş müşrikleri, Mekke’de yapayalnız kalan Peygamber Efendimize ne yapmak gerektiğini kararlaştırmak üzere Dâru’n-nedve’de toplandılar. Toplantıda Ebû Cehil, Ebû Süfyan, Ebu’l-Bahterî, Utbe b. Rabîa, Cübeyr b. Mut’im, Nadr b.Hâris, Ümeyye b.Halef, Hakim b.Hızâm…… gibi Mekke ileri gelenlerinin hemen hepsi vardı. Müslümanlık tehlikesinin önlenmesiyle ilgili çeşitli fikirler ileri sürdüler.

İçlerinden Ebûl Bahteri:
- Muhammed (s.a.s.)’i bağlayıp her tarafı kapalı bir yerde ölünceye kadar hapsedelim, dedi. Amr oğlu Hişâm:
- O’nu bir deveye bindirip Mekke’den çıkaralım, uzak yerlere sürelim, dedi. Ebû Cehil ise:
- Kureyş’in bütün kollarından birer temsilci seçelim. Bunlar aynı anda hücûm edip Muhammed (s.a.s.)’i bir hamlede öldürsünler. Kimin vurduğu, kimin darbesiyle öldüğü belli olmasın. Böylece kanı bütün Kureyş kabîlesine dağılsın, Hâşimîler bütün Kureyş kollarına karşı çıkamayacaklarından kan davasına kalkışamazlar. Çâresiz diyete (kan bedeline) râzı olurlar. Bu iş böylece kapanır… dedi. Ebû Cehil’in teklifi ittifakla kabûl edildi. Diğer teklifler beğenilmedi. Hemen Kureyş kollarında 40 yeminli kişi seçip toplantıyı bitirdiler.(125)

Müşriklerin Dâru’n-Nedve’deki bu konuşma ve plânları el-Enfâl Sûresi’nin 30′uncu âyetinde şöyle özetlenmektedir.

“Ya Muhammed, hatırla şu zamanı ki, inkâr edenler (Mekke müşrikleri) seni bir yere kapatmak veya (hepsi birden) öldürmek yahut da (Mekke’den) çıkarmak için sana tuzak hazırlıyorlardı. Onlar sana tuzak kurarken, Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Allah tuzakların en iyisini kurar.”

b) Rasûlullah (s.a.s.)’in Evinin Müşrikler tarafından Kuşatılması

Müşriklerin bu korkunç plânını Cebrâil (a.s.) Peygamber Efendimize haber verdi. “Bu gece, her zaman yatmakta olduğun yatağında yatmayacaksın, evini terkedeceksin…” dedi. Böylece Rasûlullah (s.a.s.)’e de hicret için izin verildi. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Hz. Ali’yi çağırdı.

“Ben Medine’ye gidiyorum. Sen bu gece benim yatağımda yat, hırkamı üstüne ört. Müşrikler beni yatıyor sansınlar, onlara bir şey sezdirme. Sabahleyin şu emânetleri sâhiplerine ver.(126) Ondan sonra sen de hemen gel” dedi.

Ortalık kararınca, Kureyş’in seçme cânileri evin etrâfını sardılar.(127) Sabahleyin evinden çıkarken hep birden saldırıp öldüreceklerdi. Hz. Ali, Rasûlullah (s.a.s.)’in yatağına yattı. Hz. Peygamber (s.a.s.) eline bir avuç kum alıp, evini çeviren müşriklerin üzerine saçtı. Saçılan kum taneleri cânilerden herbirine isâbet etmiş, hepsi de derin bir uykuya dalmışlardı. Rasûlullah (s.a.s.) “Yâ-Sîn Sûresi”nin başından:

“Biz onların önlerine ve arkalarına birer sed çektik, böylece gözlerini perdeledik. Onlar artık elbette görmezler” anlamındaki 9′uncu âyetine kadar olan kısmı okuyarak, aralarından geçip gitti.(128) Müşrikler Hz. Muhammed (s.a.s.)’in yatağında yattığını sanıyorlardı. Sabahleyin, yatakta yatanın Ali olduğunu görünce, donakaldılar, ne yapacaklarını şaşırdılar; hiddetlerinden çıldıracak hâle geldiler. Hemen her tarafı aramağa koyuldular. Mekke’yi alt üst ettiler. Fakat Hz. Peygamber yoktu.

Muhammed (s.a.s.)’i bulana 100 deve verilecek, diye ilân ettiler. Bu haber duyulunca, ne kadar mâceracı, cânî, katil varsa, hepsi etrâfa yayıldı. Mekke’de ve Mekke dışında, harıl harıl Hz. Peygamber (s.a.s.)’i arıyorlardı.

Rasûlullah (s.a.s.), gece evinden ayrıldıktan sonra Kâbe’yi tavâf etti. “Ey Mekke, sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı ve bana en sevimli yerisin; eğer çıkmak zorunda bırakılmasaydım, senden ayrılmazdım”, dedi.(129) Ertesi gün öğle sıcağında Hz. Ebû Bekir’in evine vardı. Allah’ın emri ile, berâber hicret edeceklerini bildirdi. Hz. Ebû Bekir, sevinç göz yaşları ile, 4 aydır dışarıya bırakmayıp, ağaç yaprakları ile beslemekte olduğu iki cins devesini işâret ederek:

Dilediğini seç, Yâ Rasûlallah, dedi. Rasûlullah (s.a.s.) bedelini ödeyerek devenin birini aldı.

Rasûlullah (s.a.s.) ve Ebû Bekir için hazırlanan yol azığı bir dağarcığa konuldu. Ebû Bekir’in kızı Esmâ, belindeki bez kemeri ikiye ayırıp bir parçası ile bu dağarcığın ağzını bağladığı için Esma’ya “Zâtü’n-nitâkayn” (iki kemerli) ünvânı verild.(130/1)

 

c) Mağarada Gizlenmesi

Gece olunca, her ikisi evin arka penceresinden çıktılar. Ayakkabılarını çıkarıp, ayaklarının uçlarına basarak ıssız yollardan Mekke’nin güneyine doğru ilerlediler. 1.5 saat (3 mil) mesafede Sevr Dağı’nın tepesindeki mağaraya vardılar. Kureyşin araması bitinceye kadar, (perşembeyi cumaya bağlayan geceden pazar gününe kadar) üç gün bu mağarada gizlendiler.

Ebû Bekir’in oğlu Abdullah, geceleri mağaraya gelip Mekke’de olup biteni anlatıyor, ortalık ağarmadan gene Mekke’ye dönüyordu. Kölesi Âmr b. Füheyre de koyunlarını otlatırken akşamları Sevr dağına götürüp onlara süt veriyordu.

Peygamber Efendimizi ve Ebû Bekir’i arayanlar, iz sürerek, nihâyet Sevr’deki mağaranın ağzına kadar geldiler. Ayak sesleri ve konuşmaları içeriden duyuluyordu. Hz. Ebû Bekir, başını kaldırdığı zaman onların ayaklarını görmüş ve heyecanla:

-”Yâ Rasûlallah, eğilip baksalar, bizi görecekler, demişti, bunun üzerine Peygamber Efendimiz:
-”Korkma, Allah’ın yardımı bizimledir.(130/2) İki yoldaş ki, üçüncüsü Allah’tır, hiç endişe edilir mi?” buyurdu.(131)

Tâkipçiler Sevr dağı’na henüz çıkmadan, bir örümcek mağaranın ağzına ağ örmüş, bir çift beyaz güvercin yuva yapıp yumurtlamıştı. Bu durumda Kureyşliler mağaranın içine bakmanın ahmaklık olacağını düşünerek bırakıp gittiler.(132)

Kureyşlilerin aramaları üç gün sürdü. Peygamber Efendimiz ile Ebû Bekir Mekke’de iken Abdullah b. Uraykıt adında henüz müslüman olmamış, fakat son derece emîn bir şahsı kılavuz olarak kiralayıp develeri de ona teslim etmişlerdi.(133) Kılavuz Abdullah, üç gün sonra, dördüncü günün (Pazar) sabahı develeri mağaraya getirdi. Devenin birine Rasûlullah (s.a.s.) ile Ebû Bekir diğerine ise kılavuz Abdullah ile Ebû Bekir’in kölesi Âmir b. Füheyre bindiler. Sâhili takibederek Medine’ye doğru 24 saat hiç dinlenmeden yol aldılar Deve yürüyüşü ile 13 günlük olan Medine yolunu 8 günde katederek 12 Rabiulevvel/23 Eylül 622 pazartesi günü Kuba’ya ulaştılar.

Rasûlullah (s.a.s.)ilk vahiy Hîra (Nûr) dağı’ndaki mağarada gelmişti. Hira’daki mağara ile Sevr’deki mağara arasında geçen müddet, Rasûlullah (s.a.s.) ‘in Peygamberlik hayatının Mekke Devri’ni teşkil etmişti. Sevr dağı’ndaki mağaradan başlayan hicret ise, Mekke Devri’nin sonu, Medine Devri’nin başı olmaktaydı.

d) Rasûlullah (s.a.s.)’i Tâkibedenler

Hicret yolculuğunda Peygamber Efendimiz iki önemli takiple karşılaştı.

Müdliçoğullarından Sürâka, Kureyş’in ilân ettiği mükâfâtı ele geçirmek hevesiyle, kendi bölgelerinden geçmiş olan hicret kafilesini tâkibe koyuldu. Atını dört nala sürerek Rasûlullah (s.a.s.) ve arkadaşlarına yaklaştığı sırada, atı sürçüp kapaklandı. Kendisi de yere yuvarlandı. Yeniden atına binip koşturdu. Tam yaklaştığı sırada, atının ön ayakları kuma saplandığı için, yine düştü. Atını zorlukla kurtardı. Sürâka’nın morali iyice bozulmuştu. Rasûlullah (s.a.s.)’den özür diledi. Yazılı bir emânnâme alarak geri döndü; diğer tâkipçileri de “ben aradım, boşuna yorulmayın, bu tarafta yok…” diyerek geri çevirdi.(134)

Eslemoğullarından Büreyde de, Kureyşin ilân ettiği mükâfâtı alabilmek için Rasûlullah’ı tâkibe başlamıştı. Fakat ilk görüşte, yanındakilerle beraber Müslüman oldu. Daha sonra başındaki beyaz sarığı çözerek mızrağının ucuna bağladı. “Sizin gibi şanlı bir kafile bayraksız gitmez. İzin verirseniz ilk alemdârınız olayım” diyerek ta Kuba Köyü’ne kadar Rasûlullah (s.a.s.)’e bayraktarlık yaptı.

Daha sonra, Şam’dan Mekke’ye dönmekte olan bir ticâret kafilesine rastladılar. Kafilede bulunan, ilk 8 Müslümandan Avvâm oğlu Zübeyr, Rasûlullah (s.a.s.) ve Ebû Bekir’e beyaz elbiseler giydirdi.(135) Ve Medine’lilerin kendilerini sabırsızlıkla beklediklerini haber verdi.

Rasûlullah (s.a.s.)’ın yola çıktığı Medine’de duyulmuştu. Bu yüzden Medineliler, Rasûlullah (s.a.s.)’i karşılamak üzere her sabah şehir dışına çıkıp bekliyorlardı. 12 Rabiulevvel /23 Eylül 622 Pazartesi günü yine öğleye kadar beklemişler, sıcak bastırınca ümitlerini kesip dönmüşlerdi. Bu esnâda bir iş için evinin yüksek kulesinden etrafı seyreden bir Yahûdî, beyazlar giyinmiş bir kafilenin uzaktan gelmekte olduğunu gördü ve yüksek sesle:
İşte günlerdir yolunu beklediğiniz devletli geliyor, diye haykırdı.

 

3- MEDİNE’YE VARIŞ

a) Hz. Peygamber (s.a.s.) Kuba’da

Medineliler derhal silahlanarak, bir bayram sevinci içinde yollara döküldüler. Rasûlullah (s.a.s.)’i Medine’ye bir saat uzaklıkta Kuba Köyünde karşıladılar. Rasûlullah (s.a.s.) burada Amr b. Avf Oğulları’nda 14 gece misâfir kaldı.(136) Bu esnâda Kur’ân-ı Kerîm’de “takvâ üzere yapıldığı” bildirilen Kuba Mescidi’ni binâ etti ve burada namaz kıldı.(137)

Rasûlullah (s.a.s.)’den 3 gün sonra tek başına yola çıkmış olan Hz. Ali de, gündüzleri gizlenip, geceleri yürüyerek, Kuba’da iken kafileye yetişti.

b) İlk Cuma Namazı ve İlk Hutbe

14 gün sonra, bir cuma günü Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz devesine bindi. Karşılamağa gelenlerle muhteşem bir alay içinde Medine’ye hareket etti. Yolda “Sâlim b. Avf oğulları”na âit “Rânûnâ Vâdisi”nde öğle vakti oldu. Rasûlullah (s.a.s.) burada arka arkaya iki hutbe okuyarak ilk Cuma Namazını kıldırdı.

İlk hutbede Allah’a hamd ve senâ ettikten sonra:

Ey nâs, ölmeden önce Allah’a tevbe ediniz, fırsat elde iken iyi işlere koşunuz. Allah’ı çok anmak, gizli ve âşikâr çok sadaka vermek sûretiyle O’nunla aranızdaki bağı kuvvetlendiriniz. Böyle yaparsanız, rızıklandırılır, yardım görürsünüz, kaçırdıklarınızı tekrâr elde edersiniz.

Biliniz ki, Cenab-ı Hakk, içinde bulunduğum yılın bu ayında, bugün şu bulunduğum yerde Cuma namazını kıyâmete kadar, üzerinize farz kıldı. Hayâtımda veya benden sonra, -âdil veya zâlim- bir imamı olduğu halde, önemsiz gördüğü veya inkâr ettiği için kim bu namazı terkederse, Allah onun iki yakasını bir araya getirmesin ve hiç bir işine hayır vermesin. Biliniz ki, böylesinin, tevbe etmedikçe, ne namazı, ne zekâtı, ne haccı, ne orucu, ne de herhangi bir iyiliği Allah katında bir değer taşır. Ancak, kim tevbe ederse Allah tevbesini kabûl eder.(138)

Ey Nâs, kendinize âhiret için azık hazırlayıp önceden gönderin. Hepiniz ölecek ve sürünüzü çobansız bırakacaksınız. Sonra Rabbınız, -arada tercümân veya perdedâr olmaksızın- bizzat:

- Sana benim peygamberim gelip haber vermedi mi? Ben sana mal vermiş, ihsânda bulunmuştum. Sen bunlardan âhiretin için ne gönderdin? diye soracaktır. O kimse sağına, soluna bakacak, hiç bir şey göremeyecek. Sonra önüne bakacak, orada Cehennem’i görecek. Öyleyse yarım hurma ile de olsa, kendini ateşten korumağa gücü yeten, bunu yapsın. Buna gücü yetmeyen, bâri güzel sözle kendini kurtarsın. Çünkü bir iyiliğe 10′dan 700 katına kadar sevap verilir. Allah’ın selâm ve rahmeti üzerinize olsun.(139)

Rasûlullah (s.a.s.) birinci hutbeyi böylece bitirdikten sonra ikinci hutbede de şunları söylemiştir.

Hamd Allah’a mahsustur. O’na hamdeder. O’ndan yardım dileriz. Nefislerimizin şerlerinden ve kötü işlerimizden Allah’a sığınırız. Allah’ın hidâyet verdiğini kimse saptıramaz. O’nun saptırdığını da kimse doğru yola koyamaz.
Allah’tan başka ilâh olmadığına şehâdet ederim. O birdir, eşi , ortağı ve benzeri yoktur.

Sözlerin en güzeli, Allah Kitabı (Kur’ân-ı Kerîm) dir. Allah’ın kalbini Kur’ân ile süslediği, küfürden sonra İslâm’a soktuğu, Kur’ân’ı diğer sözlere tercîh eden kimse felâh bulup kurtulmuştur.

Allah’ın sevdiğini seviniz. Allah’ı bütün kalbinizle (can ve gönülden) seviniz. Allah Kelâmı Kur’an’dan ve zikrinden usanmayınız.

Allah’ın Kelâmına karşı kalbiniz katılaşmasın.

Yalnız Allah’a kulluk edip ibâdetinizde O’na hiç bir şeyi ortak yapmayınız. O’ndan hakkıyla sakınınız. Yaptığınız iyi şeyleri dilinizle doğrulayınız. Aranızda Allah’ın rahmet ve merhametiyle sevişiniz. Allah’ın selâm ve rahmeti üzerinize olsun.(140)

c) Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Medine’de Karşılanışı

Cuma namazından sonra Rasûlullah (s.a.s.) Medine’ye hareket etti.(141) Medine, târihinin en önemli gününü yaşıyordu. Halk bayram sevinci içinde, Kuba’dan itibâren yolu iki taraflı doldurmuştu. Kadınlar şiirler söylüyor, çocuklar “Rasûlullah geldi, Rasûlullah geldi” diye bağrışıyor, küçük kızlar def çalarak şenlik yapıyorlardı. Medine halkı, Rasûlullah (s.a.s.)’in gelişinden duyduğu sevinci, hiç bir şeyden duymamıştı.

Herkes Peygamber Efendimizi kendi evinde misâfir etmek istiyor, “Ey Allah’ın Rasûlü, bize buyurunuz… “diyerek deveyi durdurmak istiyorlardı. Rasûlullah (s.a.s.) ise, kimseyi gücendirmemek için devesini serbest bırakmıştı.

- “Siz deveyi kendi hâline bırakınız. O memurdur, emrolunduğu yere gider,” diyerek dâvet edenlerden izin istiyordu. Nihâyet deve, hâlen “Mescidü’n-Nebi”nin bulunduğu boş arsada çöktü, Rasûlullah (s.a.s.) inmedi. Deve kalkarak bir kaç adım gittikten sonra geri dönüp ilk çöktüğü yere yeniden çöktü, bir daha kalkmadı. Rasûlullah (s.a.s.) üzerinden inerek:

- “Akrabamızdan en yakın kimin evi?” diyerek etrâfındakilere sordu. Zeyd oğlu Hâlid.(142)

- İşte evim, işte kapısı, buyurunuz Yâ Rasûlallâh… diyerek Rasûlullah (s.a.s.)’i dâvet etti. Peygamber Efendimiz böylece Hz. Hâlid’in misâfiri oldu. Bu misâfirlik “Mescidü’n-Nebî”nin inşâatı tamamlanıncaya kadar 7 ay devam etti.(143)

 

4- HİCRETİN İSLÂM TARİHİNDEKİ ÖNEMİ

Hicret, Müslümanları müşriklerin zulüm ve baskılarından kurtarmış, İslâm’a yayılma imkânı sağlamış, böylece İslâm inkılâbının başlangıcı olmuştur. Bu itibârla olaydan 17 yıl sonra, Hz. Ömer’in hilâfeti esnâsında Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hicret ettiği yılın 1 Muharrem’i olan 16 Temmuz 622 tarihi, Hicrî-Kamerî Takvim için “takvim başı” olarak kabûl edilmiştir.

Rasûlullah (s.a.s.)‘in hicreti Peygamberliğin 13′üncü yılında, 12 Rebiulevvel / 23 Eylül 622′de olmuştur. Bu tarih aynı zamanda Peygamber Efendimizin 53′üncü doğum yıldönümüdür.

Hicretle, 23 yıl süren Peygamberlik devrinin 13 yıllık Mekke Devri sona ermiş, 10 yıllık Medine devri başlamıştır.

Özur Dilerim!

Filed Under (Özür Mesajları) by editor2 on 06-09-2009

» Günlerdir özrümü kabul etmen için mesaj yolluyorum… Lütfen artık olumlu bir yanıt ver de içimdeki sıkıntıyı hafiflet! Tekrar yazıyorum. Özür dilerim tüm olanlar için… Gerçekten çok üzgünüm. Haydi artık daha fazla bekletme beni ve affet! İnan ki bir daha böyle şeyler yaşamayacağız.

» Biliyorum bugün seni istemeden kırdım ve sonra pişmanlıklar denizinde kulaç atıp durdum çaresizce. Biliyorum bana ne kadar kızdığını, gözlerinden okudum kırgınlığını… Affet beni n.olur sevdiğim… Özür dilerim seni aramadığım için. Özür dilerim sensiz gitmek zorunda kaldığım için.. Özür dilerim yaptığım her yanlış için…

» Biliyorum bugün seni istemeden kırdım ve sonra pişmanlıklar denizinde kulaç atıp durdum çaresizce… Biliyorum gözlerinden okudum kırgınlığını. Affet beni n.olur sevdiğim… Özürlerimi kabul et. Seni seviyorum!

» Sadece özür dilemek istemiştim ama yapamadım saçma gururuma yenildim ve beni terslemenden korktum, ama sessizce çekip gitmene de dayanamadım ve bu mesajı yolluyorum şimdi.. beni affet olur mu? Çok üzgünüm. Geçmişte yaşadığımız tüm kırgınlıklar için özür diliyorum senden.

» Bu sms ile bir de öpücük yolluyorum sana özürlerimi kabul edip, beni affetmen için. O kadar değerlisin ki benim için, sensiz bir hayat düşünemiyorum.

» Sadece özür dilemek istemiştim. Yapamadım saçma gururuma yenildim ama sessizce çekip gitmene de dayanamadım. Beni affet olur mu? Çok üzgünüm!

» Üzüntümü anlatacak kelime yok. Olanlar için gerçekten çok üzgünüm ve çok özür dilerim.

» Bu sms ile bir de öpücük yolluyorum sana özürlerimi kabul edip, beni affetmen için… Sen o kadar değerlisin ki benim için, sensiz bir hayat düşünemiyorum sevgilim… Affet beni olur mu? Aşkım, her şeyim!

» Beyaz bir güvercin yolluyorum sana bu mesajla birlikte. Bu bir barış mesajı! Tüm kırgınlıkları yok etsin ve sen özürlerimi kabul et diye.. Bu mesaj sana ne mi söylüyor? Dinle, diyor ki: “Kırdım seni ama inan çok üzgünüm. Bugün için özür dilerim. İstediğim tek şey beni affetmen ve yine eski gibi olmamız. Seni seviyorum!”

» Özür dilemenin bir asillik olduğunu düşünüyor ve bugün buluşmaya gelmediğim için özür diliyorum senden. İnan bana elimde olmayan nedenlerden dolayı gelemedim ve seni de arayamadım… Üzgünüm canım. Telafi edeceğime söz veriyorum!

» Sanırım özür dilemek için çok geç kaldım ama yine de son kez şansımı denemek istiyorum: ÖZÜR DİLERİM!

» Benim icin çok anlamlısın öyle ki senin bendeki yerin bu satırları yazmama sebep. Kabul edilemeyecek bir şeydi belki yaptığım ama sen de biliyorsun ki her insan hata yapar. Senden beni affetmeni diliyorum. Kalbindeki yerimi yitirdiysem, beni affetmeni bekleyemem. Ama tekrar düşünmen için ağlayabilirim…

» SENİ KIRDIM BİLİYORUM SENDEN AF DİLİYORUM NEOLUR BENİ AFFET ÇÜNKÜ SENİ SEVİYORUM

» seni düşündüğüm hergun için bir çizgi atıyorum deftere.ımm şimdi yeni gördüm sayfa bitti ama sen hala yoksun ne olur dön ve beni affet biliyorum çok geç herşey için ama bence bir kere daha denemeye değer .seni çook seviyorum bebeğim

» BIR BAYRAM GULUSU SAVUR GOKLERE, ESKI ZAMANLARA GULUCUKLER GETIRSIN OYLE ICTEN SAMIMI, GOZYASLARINI BILE TEBESSUME CEVIRSIN. IYI BAYRAMLAR.

» BILIYORUM HATA BENDE… YAPTIGIM AFFEDILECEK BIR SEY DEGIL! AMA YINE DE YALVARIYORUM SANA N.OLUR BENI AFFET…

» SEY.. NASIL SOYLESEM? KELIME BULAMIYORUM.. COK ZOR BILIYORUM… SOYLEMELIYIM ARTIK… SEY… DINLE BAK. BEN COK UZGUNUM OLANLARA. YANI OZUR DILERIM.

» SENDEN OZUR DILEMEK ICIN BANA BIR FIRSAT DAHA VERMENI ISTESEM NE DERSIN? BULUSMAK VE KONUSMAK ISTEGIMI SOYLESEM BANA BU SANSI TANIR MISIN?

» SANIRIM OZUR DILEMEK ICIN COK GEC KALDIM AMA YINE DE SON KEZ SANSIMI DENEMEK ISTIYORUM: OZUR DILERIM!

» YAPTIGIM ONCA HATADAN SONRA SENIN YUZUNE BAKACAK HALIM KALMADI. LUTFEN BU MESAJLA BIRLIKTE GELEN SEVGIMI KABUL ET VE BENI AFFET…

» BILIYORUM BUGUN SENI ISTEMEDEN KIRDIM VE SONRA PISMANLIKLAR DENIZINDE KULAC ATIP DURDUM CARESIZCE… BILIYORUM GOZLERINDEN OKUDUM KIRGINLIGINI. AFFET BENI N.OLUR SEVDIGIM… OZURLERIMI KABUL ET. SENI SEVIYORUM!
» BILIRSIN AFFETMEK GIBI BIR BASKA BUYUKLUK YOKTUR.. BEN DE BIR HATA YAPTIM VE AFFINA SIGINIYORUM.. AFFET LUTFEN BENI…

HZ. Muhammedin Cocukluk Dönemi

Filed Under (Peygamberimizin Hayatı) by editor2 on 06-09-2009

” Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik”.
(el-Enbiyâ Sûresi, 107)


l- HZ. MUHAMMED (S.A.S)’İN ÇOCUKLUK DÖNEMİ

1- DOĞUMU:

Hz. Muhammed (s.a.s.) Milâddan sonra 571 senesi, Fil Yılı’nda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke’nin doğusunda bulunan “Hâşimoğulları Mahallesi”nde, babasından kendisine mirâs kalan evde doğdu. Arapların takvim başı olarak kullandıkları “Fil Vak’ası”, Peygamberimiz (s.a.s.)’in doğumundan 52 gün kadar önce olmuştu.(18)

Abdülmuttalib, torununun doğumu şerefine verdiği ziyâfette çocuğun adını soranlara:

“Muhammed adını verdim. Dilerim ki, gökte Hakk, yeryüzünde halk, O’nu hayırla yâdetsinler…” cevâbını verdi.

Annesi de “Ahmed” dedi. (Muhammed, üstünlük ve meziyetleri anılarak çok çok övülüp senâ edilen; Ahmed de Cenab-ı Hakk’ı yüce sıfatları ile öven, hamdeden kimse demektir.(19) İslâm târihçileri, Peygamberimiz (s.a.s.)’in doğduğu gece bir takım olağanüstü olayların meydana geldiğini naklederler. O gece İran Kisrâsı (Hükümdarı)’nın Medâyin şehrindeki sarayının 14 sütûnu yıkılmış, mecûsîlerin İran’da Istahrâbat şehrinde bin yıldan beri yanmakta olan “ateşgede”leri sönmüş, Sâve (Taberiyye) gölü yere batmış, bin yıldan beri kurumuş olan Semâve deresi’nin suları taşmış, mecûsîlerin büyük bilgini Mûdibân korkunç bir rüya görmüş, Kâbe’deki putların yüz üstü devrildikleri görülmüştü. Gerçekten O’nun doğması ile bütün dünyada hüküm sürmekte olan cehâlet ve küfür ateşi sönmüş, putperestlik yıkılmış, zulmün baskısı son bulmuştur.

 

2- SOYU (NESEBİ)

Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.)’in babası, Abdülmuttalib’in oğlu Abdullah; annesi ise Vehb’in kızı Âmine’dir. Babası Abdullah, Kureyş Kabîlesinin Hâşimoğulları kolundan, annesi Âmine ise Zühreoğulları kolundandır. Her ikisinin soyu, bir kaç batın yukarıda, “Kilâb”da birleşmektedir. Her ikisi de Mekke’lidir.

Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, Hz.İbrâhim’in büyük oğlu Hz. İsmâil’in neslindendir. Soyu Adnân’a kadar kesintisiz bellidir.(20) Adnân ile Hz.İsmâil arasındaki batınların sayısında neseb bilginleri ihtilâf etmişlerdir.(21)
Peygamber (s.a.s.) Efendimizin soyu, çok temiz ve çok şerefli bir neseb zinciridir. Bir hadisi şerifte Rasûl-i Ekrem Efendimiz:

“Ben devirden devire, (nesilden nesile, âileden âileye) seçilerek intikal eden Âdemoğulları soylarının en temizinden naklolundum, sonunda içinde bulunduğum ‘Hâşimoğulları’ âilesinden neş’et ettim”, buyurmuştur.(22)

Diğer bir hadisi şerifte bu seçilme işi şöyle anlatılmıştır.

“Allah, Hz İbrâhim’in oğullarından Hz. İsmâil’i, İsmâiloğullarından Kinâneoğullarını, Kinâneoğullarından Kureyşi, Kureyşden Hâşimoğul-larını, Hâşimoğullarından da beni seçmiştir.” (23)

Bir başka hadis-i şerifinde de Rasûl�i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Allah beni, dâima helâl babaların sulbünden, temiz anaların rahmine naklederek, sonunda babamla annemden ızhâr etti. Âdem’den, anne-babama gelinceye kadarki nesebim içinde nikâhsız birleşen olmamıştır”. (24)

Hz. Muhammed (s.a.s.)’in doğumundan iki ay kadar önce babası Abdullah, Suriye seyâhatinden dönerken Yesrib (Medine)’de hastalanarak 25 yaşında vefât etmiş ve orada defnedilmişti. Peygamberimiz (s.a.s.)’e, babasından mirâs olarak beş deve, bir sürü koyun, doğduğu ev ve künyesi Ümmü Eymen olan Habeşli Bereke adlı bir câriye kalmıştır.(25)

 

3- HZ. MUHAMMED (S.A.S.) SÜT ANNE YANINDA

Başlangıçta çocuğu (3 veya 7 gün) annesi Âmine emzirdi.(26) Sütü yetmediği için, daha sonra amcası Ebû Leheb’in azatlı câriyesi Süveybe tarafından emzirildi.(27)

Fakat Hz. Muhammed (s.a.s.)’in devamlı süt annesi Hevâzin Kabîlesinin Sa’doğlulları kolundan Halîme oldu.

Mekke’nin havası ağır olduğu için, Mekkeliler yeni doğan çocuklarını çölden gelen süt annelere verirlerdi. Çöl ikliminde çocuklar hem daha gürbüz yetişiyor, hem de bozulmamış (fasih) Arapça öğreniyorlardı. Hz. Muhammed (s.a.s.)’de bu âdete göre süt annesi Halîme’ye verildi. Halîme, yetim bir çocuğu emzirmenin kârlı bir iş olmayacağı düşüncesiyle, başlangıçta tereddüt göstermişse de, daha sonra bu çocuğun evlerine uğur ve bereket getirdiğini görmüş ve O’nu öz çocuklarından daha çok sevmiştir. Süt kardeşi Şeyma da bakımında annesine yardımcı olmuştur.(28)

Hz.Muhammed (s.a.s.) süt annesi ve süt kardeşleri ile sonraki yıllarda dâima ilgilenmiştir. Halîme kendisini ziyârete geldiği zaman onu “anacığım” diyerek karşılamış, altına elbisesini yayarak, saygı göstermiştir.(29)

Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yaşına kadar, süt annesinin yanında çölde kaldı. Dört yaşında Halîme çocuğu Mekke’ye götürerek annesine teslim etti. İslâm târihçileri, bu esnada “şakk-ı sadr” (göğüs açma) olayının meydana geldiğini, çocukta görülen bu gibi olağanüstü hallerin Halîme’yi endişelendirdiğini, bu yüzden çocuğu annesine teslime mecbûr kaldığını naklederler.(30)

 

4- MEDİNE ZİYÂRETİ

Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yaşından altı yaşına kadar, öz annesi Âmine ile kaldı, O’nun şefkat ve ihtimâmı ile yetişip büyüdü. Altı yaşında iken, babasının Medine’de bulunan kabrini ziyâret etmek üzere, annesi ve sadık hizmetçileri Ümmü Eymen’le beraber Medine’ye gittiler. Medine’deki akrabaları Neccâroğullarında bir ay kadar misâfir kaldılar. Dönüşte, Medine’nin 23 mil güneyinde Ebvâ Köyü’nde Âmine hastalandı.(31) Henüz doğmadan babasından yetim kalmış olan Hz. Muhammed (s.a.s.) altı yaşında iken annesinden de öksüz kalıyordu. Bu acıyı bütün varlığı ile hisseden anne, oğlunu şefkat dolu gözlerle süzdü. Bağrına basıp uzun uzun öptü.

Masûm yüzüne bakarak

“Her yeni eskiyecek, her fâni yok olup gidecek,
Ben de öleceğim, fakat buna gam yemem,

Namımı ebedi kılacak hayırlı bir halef bırakıyorum…” anlamına bir şiir söyledi. Bu sözlerden sonra vefât etti.(32)

Annesinin ölümünden sonra çocuğu Ümmü Eymen Mekke’ye götürüp dedesi Abdülmuttalib’e teslim etti.

Altı yaşından sekiz yaşına kadar, çocuğa dedesi Abdülmuttalib baktı. Abdülmuttalib seksen yaşını geçmiş bir ihtiyârdı. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz sekiz yaşında iken dedesi de öldü. Ölürken, on oğlu içinden Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimizin yetiştirilmesini, öz amcası Ebû Tâlib’e bıraktı.(33/1)

Yıllar sonra, Hicret’in 6′ıncı yılı Hudeybiye Barışı dönüşünde Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz, annesinin kabrini ziyâret edip, teessürle gözyaşı döktü.

Annemin bana olan şefkatini hatırlayarak ağladım, buyurdu. (33/2)

BİR GECE
Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi,
Kumdan, ayın ondördü bir Öksüz çıkıverdi!
Lâkin, o ne hüsrândı ki: Hissetmedi gözler;
Kaç bin senedir, halbuki bekleşmedelerdi!
Nerden görecekler? Göremezlerdi tabiî
Bir kerre, zuhûr ettiği çöl, en sapa yerdi.
Bir kerre de, mâmûre-i dünyâ, o zamanlar.,
Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
Fevzâ bütün âfâkına sarmıştı zemînin.
Salgındı, bugün Şark’ı yıkan, tefrika derdi.
Derken büyümüş, kırkına gelmişti ki Öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
Bir nefhada insanlığı kurtardı O Mâsum,
Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!
Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;
Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi, geberdi!
Âlemlere rahmetti, evet, şer�i mübîni,
Şehbâlini, adl isteyenin yurduna gerdi.
Dünya neye sâhipse, O’nun vergisidir hep;
Medyûn O’na cem’iyyeti, medyûn O’na ferdi.
Medyûndur O mâsûm’a bütün bir beşeriyyet…
Yârab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.

Mehmed Âkif ERSOY

Rasûlüllah (s.a.s.) 1 Rebiülevvel 11 H./27 Mayıs 632 M. târihine rastlayan Pazartesi günü öğleden sonra vefât etmiştir. (Bkz. Tecrid Tercemesi,9/298 ve 11/5-6) Sahih hadislerde, Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in 63 yaşında vefât ettiği belirtilmiştir (Bkz. Tecrid Tercemesi, 9/298, Hadis No. 1442 ve 11/33, Hadis No.1671)

Rasûlüllah (s.a.s.)’in, Hz. Mâriye’den olan oğlu İbrâhim’in vefât ettiği gün, güneş tutulmuştu. (Bkz. Buhârî, 2/29-30; Tecrid Tercemesi, 3/428, Hadis No. 547) Mısır’lı Muhammed Felekî Paşa, yaptığı hesaplama ve araştırma sonucu, bu tutulma olayının, Milâdi 632 yılının 7 Ocak günü saat 8.30′a rastladığını tesbit etmiştir. Rasûlüllah (s.a.s.)’in vefâtı, 1 Rebiülevvel 11 H/27 Mayıs 632 M. Pazartesi günü olduğuna göre, Muhammed Felekî Paşa bu tarihten 63 kameri yıl geri giderek, Rasûlüllah (s.a.s.)’in doğumunun 9 Rebiülevvel/20 Nisan 571 veya 2 Rebiülevvel/13 Nisan 571 pazartesi olması gerektiği sonucuna varmıştır. (Bkz. Asr-ı Saadet 1/191).

Fetih Sûresinde bu ism’i şerif, ayrıca “Rasûlüllah” olarak vasıflanmıştır. Saf Sûresinin 6. âyetinde ise:
“Meryem oğlu İsâ: Ey İsrâiloğulları! Doğrusu ben, benden önce indirilen Tevrât’ı tasdik edici, benden sonra gelecek ve adı Ahmed olacak bir peygemberi de müjdeleyici olarak, Allah’ın size gönderilmiş bir peygemberiyim demişti…” buyrulmuştur.

Bu ayet-i celilede Hz. İsâ’nın, kendinden sonra “Ahmed” adında bir peygamberin geleceğini müjdelediği bildirilmektedir.

Bugün elimizde, Hz. İsâ’ya indirilen İncil’in orjinal nüshası bulunmayıp, ondan çok sonraki târihlerde kaleme alınmış muharref nüshalar bulunduğundan Hz. İsâ tarafından verilen bu müjdenin aslını bugünkü İncillerde aynen bulmak mümkün olmamaktadır. Ancak Yunanca’dan Türkçe’ye çevrilen Yuhanna İncili’nin 14. babı’nın 26 âyeti şöyledir:

“Baba’dan size göndereceğim “Tesellici”, “Babadan çıkan hakikat Ruhu geldiği zaman benim için o şehâdet edecektir.”

Burada geçen “Tesellici” kelimesi, İncilin Yunancasında “Faraklit” dir. İncil’in eski Arapça tercemelerinde bu kelime “Hammâd” veya “Hâmid” olarak terceme edilmiştir. Nitekim bir kısım Hıristiyan bilginleri de bu kelimeyi “Hammâd, yani çok hamd eden kimse olarak açıklamışlardır ki aşağı yukarı “Ahmed” anlamındadır.

İncil’deki “Faraklit” kelimesini “Tesellici” diye terceme etmiş de olsalar, Hz. İsâ ile Hz. Muhammed (s.a.s.) arasında bilinen bir peygamber bulunmadığına ve günümüze kadar da zuhûr etmediğine göre, Hz. İsâ’nın gönderileceğini bildirdiği “Tesellici” veya “Faraklit” Rasûlüllah (s.a.s.) den başka kim olabilir? (Bkz. Tecrid Tercemesi, 9/291-293, Hadis No: 1439 ve izâhı.)

Buhârî’nin Cübeyr b. Mut’ım’den rivâyetine göre, Hz. Peygamber (s.a.s)’in eski kutsal kitaplarda, eski ümmetlerce bilinen üç adı daha vardır: Mâhi, Hâşir, Âkıb. Bu konuda şöyle buyurmuştur:

“Bana âit beş yüce isim vardır. Ben Muhammed ve Ahmed’im. Ben Mâhi’yim, ki Allah benim (nübüvvetim)le küfrü izâle edecektir. Ben Hâşir’im ki (kıyamet gününde) insanlar benim ardımdan haşrolunacaklardır. Ben Âkib’im, Çünkü peygamberlerin sonuyum. (Buhârî 4/11;Tecrid Tercemesi, 9/291, Hadis No: 1439; Müslim, 4/1827, Hadis No: 2354. Rasûlüllah (s.a.s.)’in diğer isimleri için bkz. Tecrid Tercemesi, 9/291-294 ve 10/43)

Annesinin nesebi de şöyledir: Vehb, Abdümenâf, Zühre, Kilâb, Mürre… Görüldüğü üzere her iki tarafın nesebi Kilâb’da birleşmektedir. (İbn Hişam, 1/115)


II- HZ. MUHAMMED (S.A.S.)’İN GENÇLİK DÖNEMİ

1- EBÛ TÂLİB’İN HİMÂYESİ

Peygamberimizin hayâtının sekiz yaşından yirmibeş yaşına kadar olan dönemine “gençlik devresi” denilir. Bu devrede Rasûlullah (s.a.s.) amcası Ebû Tâlib’in yanında, onun himâyesi altında bulunmuştur.

Ebû Tâlib, zeki ve âlicenâb bir zâtdı. Zengin olmamakla beraber, asâleti ve âlicenâplığı sebebiyle herkesten saygı görüyordu. Yeğeni Hz. Muhammed’i çok seviyor, hiç yanından ayırmıyordu.

 

2- SEYÂHATLERi

a) Şam Seyâhati

Mekke iklimi zirâate elverişli olmadığından, Mekkeliler ticâretle uğraşırlar, çocuklarını da ticârete alıştırırlardı. Ticâret için kervanlarla, yazın Şam’a, kışın Yemen’e seyâhet ederlerdi. Ebû Tâlip de diğer Mekkeliler gibi kervan ticâreti yapıyordu. Bir defasında Şam’a giderken, Hz. Muhammed (s.a.s.)’e amcasından ayrılmak zor geldi; kendisini de yanında götürmesini istedi. Ebû Tâlib çok sevdiği yeğenini kırmadı. O’nu da kafileyle beraberinde götürdü. Bu esnâda henüz oniki yaşındaydı.

Şam’ın 90 km. kadar güneyinde Busrâ (Eski Şam) denilen kasabada “Bahîra” adında bir Hıristiyan râhibi vardı. Kasabaya uğrayan kervanlarla hiç ilgilenmediği halde, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in içinde bulunduğu kervanı karşılayarak bütün kafileye bir ziyâfet verdi. Bahîra okuduğu kutsal kitaplardan edindiği bilgilerle, Hz Muhammed (s.a.s.)’in simâsından, O’nun istikbâlini sezmişti. O’nunla konuştu. Sorular sordu. Aldığı cevâplar, kanâatini kuvvetlendirdi. Şam yolculuğunun bu çocuk için tehlikeli olacağını düşündü. Ebû Tâlib’e:

-”Bu çocuk son Peygamber olacaktır. Şam Yahûdîleri içinde O’nun alâmet ve vasıflarını bilen kâhinler vardır. Tanırlarsa, ihânet ve kötülüklerinden korkulur. Bu çocuğu Şam’a götürmeyiniz…”dedi. Bu sözler üzerine Ebû Tâlib Şam’a gitmekten vazgeçti. Alışverişini burada bitirip, geri döndü.(34)

Son Peygamberin geleceği ve O’nun bir çok vasıfları Tevrât ve İncil’de bildirilmişti. Bu sebeple, Yahûdî ve Hristiyan bilginleri, O’nun alâmetlerini ve vasıflarını biliyorlardı. Hicretten sonra Müslüman olan Medineli Yahûdi âlimi Abdullah İbn Selâm’ın “Tevrat’ta Hz. Muhammed (s.a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ın sıfatları vardır” dediğini, “Kütüb-i Sitte” denilen altı güvenilir hadis kitabından Tirmizi’nin es-Sünen’inde rivâyet edilmiştir.”(35)

Gülünç Bir İddiâ

Hz. Muhammed (s.a.s.)’in 12 yaşında yaptığı bu seyâhatta râhip Bahîra ile görüşmesini, bazı Hıristiyan yazarlar, Hıristiyanlığın bir zaferi gibi göstermek istemişler, Peygamberimiz (s.a.s.)’in bütün dinî esasları bu râhipten öğrendiğini iddia etmişlerdir.

Bu iddia son derece gülünç ve tutarsızdır. Oniki yaşındaki bir çocuğun, İslâm gibi mükemmel bir dinin esaslarını bir kaç saatlik görüşme esnâsında öğrenmesi mümkün değildir. Bu râhip bu esasları bilseydi, kendisi tebliğ ederdi. Eğer burada böyle bir konu konuşulsaydı, kafilenin gözü önünde yapılan bu konuşma ağızdan ağıza yayılırdı. Peygamberliğini ilân ettiği zaman inanmayanlar, “bunlar Bahîra’nın sözleri” demezler miydi? Üstelik İslâmiyet, Hıristiyanların “teslis” (üçlü tanrı sistemi) inancını tamâmen reddetmiş “Tevhid inancını” getirmiştir. Görüldüğü üzere, bu iddia son derece çürük ve çirkin bir iftirâdan başka bir şey değildir.

b) Yemen Seyâhati

Hz. Muhammed (s.a.s.) 17 yaşında iken de, diğer bir ticâret kafilesi ile amcalarından Zübeyr ve Abbâs’la birlikte Yemen’e gidip gelmiştir.(36)

3- FİCÂR SAVAŞINA KATILMASI

Müslümanlıktan önce (Câhiliyet Döneminde) Araplar arasında iç savaşlar eksik olmazdı. Yalnızca “Eşhür-i hurum” denilen dört ayda savaşmak haram sayılırdı. Bu dört ayda (Zilka’de, Zilhicce, Muharrem, Receb) savaş yapılacak olursa fâcirane sayıldığı için buna “Ficâr Savaşı” denirdi.

Kureyş kabîlesi ile Hevâzin kabîlesi arasında kan davası yüzünden bir savaş başlamış, dört yıl sürmüştü. Savaş, kan dökülmesi haram olan aylarda da devâm ettiği için “Ficâr Savaşı” denildi.

Peygamberimiz (s.a.s.) yirmi yaşlarında iken bu savaşa amcaları ile birlikte katıldı. Fakat kimseye ok atmamış, kimsenin kanını dökmemiştir. Sâdece karşı taraftan atılan okları toplayıp, amcalarına vermiştir.(37)


4- HILFU’L-FUDÛL CEMİYETİNDE ÜYELİĞİ

Uzun süren Ficâr savaşı esnâsında Mekke’de âsâyiş bozulmuş, can ve mal güvenliği kalmamıştı. Özellikle dışarıdan mal getiren yabancıların malları yağmalanıyordu.

Vâil oğlu Âs, Mekke’ye gelen Yemen’li bir tâcirin bütün malını gasbetmiş, haksız olarak elinden almıştı. Yemen’li, Ebû Kubeys dağına çıkarak uğradığı haksızlığa karşı, bütün kabîleleri yardıma çağırdı. Yemenlinin bu feryâdı üzerine Peygamberimiz (s.a.s.)’in amcası Zübeyr, Kureyşin bütün ileri gelenlerini çağırdı. Hâşimoğulları, Zühreoğulları, Esedoğulları, Temimoğulları, Abdülluzzaoğulları, Zübeyrin dâvetine icâbet ederek, Beni Temîm’den Cüd’ân oğlu Abdullah’ın evinde toplandılar.”Mekke’de zulmü önlemeğe yerli-yabancı hiç kimseye karşı haksızlık ettirmemeğe” karar verdiler. Haksızlığa uğrayan kimselere yardım edeceklerine yemin ettiler.

Yemenlinin hakkını Âs’tan alıp geri verdiler. Mekke’de âsâyişi yoluna koydular.

Vaktiyle, Cürhümîler zamanında Fadl b. Hâris,, Fudayl b. Vedâa ve Mufaddal b. Fedâle isimlerinde üç kabîle başkanı, kabîleleri ile toplanarak,”Mekke’de zulme meydan vermeyeceğiz, zayıfların hakkını adâlet üzere alacağız…”(38) diye yemin etmişlerdi. Onların bu yeminlerine “Hılfu’l-fudûl” (Fadılllar yemini) denilmişti. Cüd’ân oğlu Abdullah’ın evinde aynı konuda yapılan yemine de bu sebeple “Hılfu’l-fudûl” denildi.

Peygamberimiz (s.a.s.) 20 yaşında iken bu toplantıda amcaları ile beraber üye olarak bulundu. Bu cemiyetin çalışmalarından son derece memnun kaldığını Peygamberliğinden sonra: “İslâm’da da böyle bir cemiyete cağrılsam, yine icâbet ederim”, sözleriyle ifâde etmiştir.(39)

 

III- HZ. MUHAMMED (S.A.S.)’İN EVLİLİK DÖNEMİ

1- TİCÂRET HAYÂTI

Bütün Mekke’liler gibi Hz. Muhammed (s.a.s.) de amcasıyle birlikte ticâret yapıyordu. Gerek çocukluğunda, gerekse ticâret hayâtında, dürüstlüğü ile tanınmıştı. Sözünde durmadığı, yalan söylediği, başkalarına zarar verecek bir davranışta bulunduğu, bir kimseyi incittiği asla görülmemiş; dürüstlüğü dillere destan olmuştu. Bu yüzden Mekke’liler O’na “el-Emîn” (her konuda güvenilir kişi) diyorlardı. O’nun bu yüksek ahlâkını öğrenen Kureyşin zengin kadınlarından Hatice, kendisine sermâye vererek ticâret ortaklığı teklif etti. Böylece Peygamber (s.a.s.) ile Hatice arasında ticâret ortaklığı başladı.

2- HZ. HATİCE İLE EVLENMESİ

Kureyşin Esed oğulları kolundan Huveylid kızı Hatice zeki, dirâyetli, şeref ve asâlet sâhibi, 39-40 yaşlarında zengin ve güzel bir hanımdı. Daha önce iki defa evlenmiş ve dul kalmıştı. Kureyşin ileri gelenlerinden pek çok isteyenler olmuş, fakat hiç biri ile evlenmemişti. Güvendiği kimselere sermâye vererek ticâret ortaklığı yapıyor, böylece servetini artırıyordu. Yüksek ahlâk ve âli-cenâblığı sebebiyle, kendisine Müslümanlıktan önce “Tâhire” denildiği gibi, sonra da “Haticetü’l-Kübra” denilmiştir.

Hz. Hatice bir ticâret kafilesiyle Peygamberimiz (s.a.s.)’i Şam’a gönderdi. Kölesi Meysere’yi de hizmetine verdi. Fakat Hz. Peygamber (s.a.s.) Şam’a kadar gitmedi; malları Busra’da satarak geri döndü. Çünkü Bahîra’nın ölümünden sonra yerine geçen Râhip Nestûra da, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Şam’a gitmesini uygun bulmamıştı.(40)

Üç ay kadar sonra, Hz. Muhammed (s.a.s.) beklenilenin çok üzerinde kazanç elde ederek döndü. Hz. Hatice, bu büyük insanın emniyet, dürüstlük ve gayretine hayran oldu. Daha sonra araya vasıtalar girdi; evlenmeleri kararlaştırıldı. Bu esnâda Hz.Muhammed (s.a.s.) 25, Hz Hatice ise 40 yaşlarındaydı.(41)

Nikâh, Hatice’nin amcazâdesi, Varaka oğlu Nevfel tarafından Hz. Hatice’nin evinde kıyıldı. Ebû Tâlib ile Varaka birer hitâbede bulunarak, her iki âilenin üstünlük ve meziyetlerini dile getirdiler.(42) Esâsen, Hz. Peygamber (s.a.s.) ile Hz. Hatice’nin nesebleri Kusayy’da birleşir. Hz. Hatice’ye 20 dişi deve mehir verildi.(43) Nikâhtan sonra develer kesilerek dâvetlilere ziyâfet çekildi.

Evlenmelerinden sonra, Hz. Muhammed (s.a.s.), Hz. Hatice’nin evine geçti. Örnek ve mutlu bir âile yuvası kurdular. Hz. Hatice, Hz. Muhammed (s.a.s.)’e derin bir saygı ve sevgi ile bağlıydı. Peygamberliğinden önce olduğu gibi, Peygamberlik devrinde de en büyük yardımcısı oldu. Yüksek ve eşsiz ruhlu bir hanım olduğunu gösterdi.

Peygamberimiz (s.a.s.)’de ondan son derece memnundu. O devirde çok evlilik âdet olduğu ve bir çok teklifler aldığı ve aralarında yaş farkı da bulunduğu halde, onun üzerine evlenmedi; ölümünden sonra da onu hep hayırla andı.

 

3- HZ. PEYGAMBER (S.A.S)’İN ÇOCUKLARI

Peygamberimiz (s.a.s.)’in Hz. Hatice’den ikisi erkek, dördü kız olmak üzere sırasıyla, Kaasım, Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma ve Abdullah adlarında altı çocuğu oldu. Arablarda ilk çocuğun adı ile künyelendirme âdet olduğundan Hz.Peygamber (s.a.s.)’e de “Ebü’l-Kaasım” denildi. Kaasım ile Abdullah küçük yaşta öldüler. Kızları büyüdüler. Fakat Fâtıma’dan başka hepsi de babalarından önce vefât ettiler. Yalnız Fâtıma, Peygamber (s.a.s.)’in vefâtından sonra altı ay daha yaşadı.

Rasûl-i Ekrem (s.a.s), kızlarının en büyüğü Zeyneb’i Ebu’l-Âs ile evlendirdi. Ebü’l Âs, Müslüman olmadığı için, Zeyneb’in hicretine izin vermemişti. Bedir Savaşında esir düştü. Zeyneb’i Medine’ye göndermek şartı ile serbest bırakıldı. Daha sonra Müslüman olarak Medine’ye geldi. Zeyneb’i tekrar aldı.(44)

Rukiyye ile Ümmü Gülsüm’ü, amcası Ebû Leheb’in oğullarından Utbe ve Uteybe ile evlendirmişti. İslâmiyetten sonra Ebû Leheb, Hz. Peygamber (s.a.s.)’e olan düşmanlığı sebebiyle oğullarına eşlerini boşamaları için baskı yaptı. Onlar boşadıktan sonra, Rasûlullah (s.a.s.) Rukiyye’yi Hz. Osman’la evlendirdi. Rukiyye’nin ölümünden sonra da Ümmü Gülsüm’ü nikâhladı. Bu yüzden Hz. Osman’a “iki nûr sâhibi” anlamına “Zi’n-nûreyn” denildi.

En küçük kızı Fâtıma’yı ise Hz. Ali ile evlendirdi. Hasan ve Hüseyin, Hz. Fâtıma’nın çocuklarıdır. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)’in nesli, Hz. Fâtıma ile devâm etmiştir.

Peygamberimiz (s.a.s.)’in Mısırlı eşi Mâriye’den de İbrâhim adlı bir oğlu olmuş, fakat Hicretin 10′uncu yılında henüz iki yaşına girmeden ölmüştür.


4- KÂBE’NİN TÂMİRİNDE HAKEMLİĞİ (605 M.)

Hz. İbrâhim ve Hz. İsmâil tarafından yapılmış olan Kâbe, geçen uzun asırlar içinde yağmur ve sel suları ile harabolmuş, tâmir edilmesi gerekmişti.

Kureyşliler, Kâbe binasını yıkarak, yeniden yapmaya karar verdiler. Yardımlar toplandı, gerekli malzeme temin edildi. Hz. İbrâhim’in yaptığı temele kadar yıkarak, duvarları yeniden örmeğe başladılar. Ancak; “Hacer-i Esved”i yerine koyma sırası gelince anlaşamadılar. Kureyş’in bütün kolları, bu şerefin kendilerine âit olmasını istiyordu. Anlaşmazlık dört gün sürdü, kan dökülmek üzereydi ki,(45) Kureyş’in en ihtiyarı Ebû Ümeyye veya Huzeyfe b. Muğîre”Harem kapısından ilk girecek zâtın hakem yapılarak, onun vereceği karara uyulmasını” teklif etti.(46) Bu teklif kabul edildi. Az sonra kapıdan Hz. Muhammed (s.a.s) girmişti. Buna o kadar sevindiler ki, “el-Emîn, el-Emîn, O’nun hakemliğine râzıyız…” diye bağrıştılar.Yanlarına gelince, durumu anlattılar.

Hz. Muhammed (s.a.s.), üzerine Hacer-i Esved-i koyduğu yaygının uçlarını Kureyşin ulularına tutturdu; hep berâber, konulacağı yere kadar taşıdılar. Hz. Peygamber (s.a.s.)’de taşı alıp yerine yerleştirdi. Anlaşmazlığın bu şekilde çözümlenmesi herkesi memnûn etti. Böylece büyük bir felâket önlenmiş oldu.(47)

Bu olay, Hz. Muhammed (s.a.s.)‘in zekâ ve dirâyeti yanında, O’nun Mekkeliler arasındaki sonsuz itibâr ve güvenini de göstermektedir. Bu esnâda Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) 35 yaşında idi.

Kâbe’nin tâmirinde Hz. Peygamber (s.a.s.) de bizzât çalışmış, taş taşımış, hatta bu yüzden omuzları yara olmuştu. Bir defa, amcası Abbâs’ın sözüne uyarak, taş acıtmasın diye elbisesini omuzuna topladığında vücûdu açılıverince baygın halde yere düşmüştü. Rasûlullah (s.a.s.) o andan sonra hiç üryân görülmemiştir.(48)

 

Sagopa Kajmer-Analiz

Filed Under (Sagopa Kajmer Şarkı Sözleri) by editor2 on 06-09-2009

Kralın elleri nasır ve yelleri soğuk günün ve belleri kırık dünün ve gözleri donuk çocuk ve
selleri yıkar evim,
Duvarlarım buruk içim ve pilleri bitik kalplerin yönleri kayıp ara,
Yıllatılmış senelerin nöbetçileri değil miyiz ?
Gardiyan da bendim, hakimin de kendisi ve hapse teslim edilen huzurun gırtlağını ben
kestim,
Katil oldum şirretinden müebbetim hürriyete,
Bu kül tablası kaçıncı kez yattı sigara altına,
Söyle her nefeste kaç adım yanaştım tahtıma,
Neferin nefesi manevi ve her maneviyatta cesareti sakladın ve cebine tıktın,
Bıkıktın, halden anlamazlar ordusuyla aynı yere tıkıktın ah,
Sancılarına karşı sen yıkıktın, hep bakıktın akibetine dürbünle,
Sürgüne kakıktın, analiz her bedende ayrı ruhtu,
Sen kayıptın, evvelindir mahremin ve örtü örttüm üstüne ve Tanrı,
Sanrı çekti gözüne bir kalemde gelecek ekti,
Körpe kalbim zorba düştü, torba doldu bin yalanla kin üşüştü,
Din bozuldu, kin doluydu tin hududu bin bıçakla harp yaşandı,
Sin gömüldü in içine, yaramı tuzla sıvadı her melek ve bin (sagopa) çile,
Gözümün içine iğneler batırdı bu felek,
Analiz ettim her günahta bir kelek,
Not aldım (red) not edildi,
Özrü diledim reddedildi,
Yaşadım yanıldım resmedildi,
Günahın payını buldum..

Analiz ettim kimler arkasında kinler ve inlerin karanlığında güneşi kim bekler ve geride
kalan o dünler kime gülümser,
Kime iyimser, kime kötümser,
Yarının bugünden çıkarı ne ve analiz ettim her duada gerçeğin bir payını buldum,
Kudretinde puslu kişilik ayıpları ve düşene tekme atan o insan kayıpları,
Çıkara dayalı, pahalı zamanın harcanısı,
Bugünün yarından çıkarı ne ?

Anlamaktı zor olan ki kolaya kaçmak alınmaktı herşeye,
Ben aslı buldum, yaşlı kalbin paslı kör durumda ilacı oldum,
Hep kiracı kaldım verilen her değerde hancı durdum,
Yıkılan her güvende yolcu düştüm, üşüdüm yalnızlarda,
Yıldızımla karaya düstüm, sancı buldum,
Yankılandı bin acımda her sesim ve analiz ettim,
Kimsesizdi ruhum ki kimselerdi,
Kimsesizler hilesizdi tüm görüntüler ve her seferde gerçeğin bir payını buldum,
Yorgun oldum, sorgum bitti,
Durdum baktım yağma etti Tanrı tüm ganimetleri,
Riya rüyalar anlatıldı gereği yoktu,
Martavalla avunan oldu insanoğlu,
Çukura gömdü arzularını,
Tüm günahlarıyla onure etti yalnızlar da garibe düştü,
Ayak yürür, atar yürek,
Zaman çatar gömer kürek ve her bilek düşer yere,
Okka yüzlüm yara bere,
Korku bir tüfek ufak tefek,
Felekse avcı gözü pek,
Analiz ettim,
Sen tek, hep yek...

Kolera & Sagopa Kajmer- Af Benim Isim degil

Filed Under (Sagopa Kajmer Şarkı Sözleri) by editor2 on 06-09-2009

Kolera
Huzurunda bir güneştim kapana kapana açılan
Affet, mağfiret et kudreti teksin başı ve sonu
Olmayan, nahoş olsun tüm dakikalar senin adını
Anmayan, duamı duydu, içime baktı, kabul etti
Gün doğmadan.
Herkesi iyi bilme !
Kötüye iyi demek günah hocam
Ey hayatı masal olmuş insan !
Senin hayatının masalından daha komik bir şey
Yoktur inan, git de düşüne dur başında
Yıkılmış kabrine dayan.

Ser elimde, sır cebimde takılıp
Kaf dağına çıkıp çıkıp, düşüp kalıp
Unutur oldu sözünü yok sayıp
Düşündüm de kaç kişi kırık yarık kalbi bırakıp
Takılır oldu Kolera sustu, içinden sövüp sayıp

Hemen durma egale ederim af benim işim değil
Zararlısın kimyama iste ondan olsun külüstür bu ruhun
Özrü yokki bende, bana yaptıklarını tanrım seyir eyle.

Eyle ne istersen eyle en güzel sen eylersin
Ben bir güldüm açtım, yapraklarımı toprağa sattım
Yapraklarım uzuvlarımdı, acıdı katılıp tekrar sana
Sevincinden ağladı. Eyle ne istersen eyle!..

Hemen durma egale ederim af benim işim değil
Zararlısın kimyama iste ondan olsun külüstür bu ruhun
Özrü yokki bende, bana yaptıklarını tanrım seyir eyle.

Eyle iste dilimi keseyim bu benim diyet deyip
Hayırlısın dimama, iste ondan olsun tövbe et ki
Dursun gözyaşın ve sussun deprem
Eyle ne istersen eyle
Biz leim sen Ekrem.

SAGOPA
Hazır ve nazırım başlıyorum
Gün benim günüm ilerledikçe görünür önüm
Ekmeklerimi böldüm, ekmeklerine yağ sürdüm.
Ben bölündüm, kendimi onlarla bölüştüm
Ayrılmış parçalarımla tek tek görüştüm.
Sus konuşma küsüm, kalplerinde kaç kuruşluk süsüm
Dışım Orhan içim Müslüm. Hışım meydan benim hüzün
Başım heyelan, dilim gözüm,sazım belan, sözüm özüm
Bulunsun çözüm egosistemleriniz çöksün
Fakir mantıklarında derin kritikler yapan sahtekârlar var,
Yumruğumu bir dalaşta kaybederken, tekmelerimi kıranlar var
Üzerime yapsın Rab'dan dualar.
Kaybettiğim sırlarımı aramaya koyulmalıyım.
Devirebilmek için hatırlamak gerek dudakları kelebek.
Haydi sagoya B-12 enjekte edek.
Küçüklerime şeytanlığını öğretmemen gerek lanet herif!..
Bu rüzgara dayanabilmek için bir kayamı olmalıyım?...
Bu tuğlalar bir bina yapmak için varlar.
Bu dalgalarsa kumdan adalarımı yıkmak için çağlar.
Cevaplarıma sorular sordukça sagopa ağlar....

NAKARAT
Hemen durma egale ederim af benim işim değil
Zararlısın kimyama iste ondan olsun külüstür bu ruhun
Özrü yokki bende, bana yaptıklarını tanrım seyir eyle.

Eyle ne istersen eyle en güzel sen eylersin
Ben bir güldüm açtım, yapraklarımı toprağa sattım
Yapraklarım uzuvlarımdı, acıdı katılıp tekrar sana
Sevincinden ağladı. Eyle ne istersen eyle!..

Hemen durmaz egale ederim af benim işim değil
Zararlısın kimyama iste ondan olsun külüstür bu ruhun
Özrü yokki bende, bana yaptıklarını tanrım seyir eyle.

Eyle iste dilimi keseyim bu benim diyet deyip
Hayırlısın dimama, iste ondan olsun tövbe et ki
Dursun gözyaşın ve sussun deprem
Eyle ne istersen eyle
Biz leim sen Ekrem.

 Borsa