dizi izle
Güzel sözler güzel mesajlar sevgi sözleri aşk şiirleri güzelsözler hazır mesajlar anlamlı sözler yemek tarifleri sevgi mesajları ramazan sözleri Guzel-Sozler.Gen.TR

Kısa Türkiye sözleri, en güzel Türkiye Sözleri, Türkiye Sözleri, Türkiye resimleri, Türkiye nickleri, Türkiye Smsleri, Güzel Türkiye Yazıları, duygusal Türkiye sözleri, güzel yeni Türkiye sözleri, Güzel Türkiye Sözler

Filed Under (türkiye sözleri) by Güzel Sözler on 10-09-2009

Tagged Under : , , , , , , , , , , ,

Kısa Türkiye sözleri, en güzel Türkiye Sözleri, Türkiye Sözleri, Türkiye resimleri, Türkiye nickleri, Türkiye Smsleri, Güzel Türkiye Yazıları, duygusal Türkiye sözleri, güzel yeni Türkiye sözleri, Güzel Türkiye Sözler

Ne Çek Cumhuriyeti Ne isviçre dayanır Bize Sıra Sende Hırvatistan Sana Futbol öğretmeye!

Avrupa Duysun Sesimizi Türkiye Geliyor Çekilin geri, A miLLi Futbol Takımımız Geliyor Avrupa Futbol Görüyor.!!!

Sıra Sende Almanya Geliyoruz 11 Futbol DehasıyLa Nihat Tuncay Arda Açıl Avrupa Sıra Almanyada!

Seninle Güldük Seninle Ağladık Şimdi Seninle iLerliyoruz Zirveye Türkiyem!!!

Nihat Attı GoLLeri Hamit Yaptı Asistleri 11 Dev Adam geliyor Dünya Duy Sesimizi!

Fatih terimle Çıktık Yola Avrupada Aldık Mola Şimdi Sesimizi Duysun Bütün Dünya, Türkiye Geliyor Artık Bizde Kupa…

75 milyon Arkanda Bu Can feda Sana Volkan Arda Nihat Tuncaya Bucan Feda!

Türkiye Bu Benzemez Başka Takıma 11 Futbolcumuz yeter Turnuvadaki takımLara!!!

Dünya Futbolu Bizden Öğrensin Pes Etmek Yok Türkiyem Sen Bizim heşeyimizsin!

Beyaz Kırmızı rengimiz, Avrupayı Titretiriz, Dünya Takımları Bizi Örnek Alsın, Taraftarımızla Dünyayı Sileriz!

Futbolsa Futbol var Bizde 11 Futbolcumuzla Gideriz Finale, ne Hakem Durdurur Bizi Ne rakibimiz, Biz TürkiyeLiyiz!!!

iSveçLiLerLe Antreman yaptık Çeklerle ıSındık HırvatLarLa Hazırlık maçı yaptık Almanya iLe Futbola Başlıyoruz :)

Kırmızı Alarm!!! Çılgın Türkler Geliyor…

Seni cok seviyorum

Filed Under (Şiirler) by editor2 on 10-09-2009

Nutkumun tutuluşuna hükümlü, bir ömrün istilasıdır bu…!

Seni seviyorum…

Gözlerinin feri değse yüzüme
Öksüz,acıklı masallar düşerdi avuç içlerime

Bütün kahramanları aşık ve yaralı
Kanayan kardelen akına bulanmış
Ebrusu silik hikayeler biterdi,
Kirpiklerinin kuytusuna…

Bulutların nazlanışına ,
Sevdanın kesafeti oturur.

İkrarını verdiğim,
Gri hayâl seyrinde kaybolurdum…

Seni seviyorum

Bütün fermanlara tezat dermansızlığım
Vurulmuş nakaratlarda ,
Esfane soylu lirik haller

Demek,

Hepsi yarım kalıyor…

Mevsimleşiyor gidişlerin….
Nasıl saklayayım,
Öbek öbek tutuşan saç tellerime,
Evsahibi olan kışı…

Bir yeri eskimiş ,
Ağlamaklı figanlarmış, sendeki zaman.
Teninin tuzuna ,yeşil ırmakların tanrılığı vurmuş.
Her gidişinin taziyesi yansıyor şimdilerde….

Ve ben sinemi vurdukça yarına….

Anladım:

Ucu kırık bir kalemle yazma isteğiymiş ,
Sana sevdam….

Seni Seviyorum

Filed Under (Tatlı Sözler) by editor2 on 10-09-2009

rNe dil yeter seni anlatmaya,
Ne göz kıyar sana bakmaya,
Ne ellerim dayanır sana dokunmaya,
Ne kollarım uzanır seni sarmaya
Hiç ömür yeter mi?
Bir sen daha bulmaya bitanesi…

Bakma sen yağmurların sağnak döküldüğüne
Bakma sen gecelerin karanlığına
Bu pembe umut sütten de beyaz
Bu senli hayal gülden de kırmızı
İşte renk renk çiçekleri aşkımızın
Görsene!

Senin kanadın olmak isterdim
Ben olmadan uçma diye
Senin baharın olmak isterdim
Ben olmadan açma diye

Balık yüzerken suyun farkında mı?
Kuş uçarken rüzgarın,
Ya insan alıp verdiği havanın,
Kapatır gözlerini dinlersen yüreğini,
Anlarsın benim sana olan aşkımı

Canımdaki her nefes nefesine eklensin, içimdeki her nefes hayalinle demlensin, bırak bu gönlüm varlığınla renklensin, sen benim gönlümde yaşadıkça özelsin!

Bana bunu yapmayacaktın
Böyle bir hançerle yıkmayacaktın beni
Bir ihanetin adresi olmamalıydı ayak izlerin
Yoksa ben mi yanlış tanıdım seni?
Yoksa hep böyle kirli miydi senin denizlerin?

Gecenin karanlığında, güneşin ışığında,
Suyun damlasında, selin coşkusunda
Kimi yanımdasın kimi rüyamda
Ama hep aklımdasın sakın unutma.

Sevgilerin en güzeli seni sevmek
Özlemlerin en güzeli seni özlemek
Ve hayatin tadı sabah kalktığında senin var olduğunu bilmek

Ben aşkı ölümsüz bilenlerdenim
Bir ömür boyunca sevenlerdenim
Ellerin ellerime değmesin derim
Eğer ki sonunda bırakacaksan

Bir umut vardır hiç tükenmeyecek,
bir hasret vardır çekilmeyecek, birde ölüm vardır,
bir gün elbet gelecek ama sana olan sevgim ne ölecek ne de bitecek

Ben olsam ah ben olsam
O dağlarda ben olsam
O yollarda ben olsam
Oralarda ben olsam
Sokaklara aşk yazardım
Acılara son yazardım
ben olsam.

Sen güllere özenme güller sana özensin.
Üzme tatli canini sen güllerdende güzelsin.
Sevgi kadar özgür Özgürlük kadar özelsin.
Bir gülsen dünyalara bedelsin.

Balık yüzerken suyun farkında mı?
Kuş uçarken rüzgarın,
Ya insan alıp verdiği havanın,
Kapatır gözlerini dinlersen yüreğini,
Anlarsın benim sana olan aşkımı

Hz. Muhammed’in Peygamber Oluşu

Filed Under (Peygamberimizin Hayatı) by editor2 on 10-09-2009

Hz. Muhammed’in Peygamber Oluşu

Hz. Muhammed (s.a.s.) 40 yaşında Peygamber oldu. 23 yıllık Peygamberlik devresinin 13 yılı Mekke’de, 10 yılı Medine’de geçti. Bu itibârla Peygamberlik devresinin:

a) Nübüvvet’den Hicret’e kadar devâm eden 13 yıllık süresine
“Mekke Devri” (610- 622);

b) Hicretten vefâtına kadar olan 10 yıllık süresine de
“Medine Devri” (622-632) denir.

BİRİNCİ BÖLÜM MEKKE DEVRİ

I- HZ.MUHAMMED (S.A.S.)’İN Peygamber OLUŞU

1- HİRA’DA İNZİVÂ

Eskiden beri Mekke’deki hanîf ve zâhitler, recep ayında inzivâya çekilirlerdi. Her biri, Mekke’nin 3 mil (bir saat) kuzeyinde Hira (Nûr) dağında bir köşeye çekilir, tefekküre dalardı. (49)

40 yaşlarına doğru Hz. Peygamber (s.a.s.)’in kalbinde de bir yalnızlık sevgisi belirdi. O da Hira (Nûr) Dağında bir mağaraya çekilip, günlerce orada kalıyor, Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz kudret ve azametini düşünerek O’na ibâdet ediyordu. Giderken azığını da berâberinde götürüyor, bitince evine dönüyor, sonra tekrar gidiyordu. Böylece Cenâb-ı Hakk, O’nu büyük vazifesine hazırlıyordu. Zaman zaman “Sen Allah elçisisin…” diye kulağına sesler geliyor, fakat etrafta hiç bir şey göremiyordu.(50)

Hz. Muhammed (s.a.s.)’e ilâhi vahyin başlangıcı, sâdık rüyâlar şeklinde oldu. Gördüğü her rüya, olduğu gibi çıkıyordu. (51) Bu hâl, altı ay kadar devam etti.

2-İLK VAHY

610 yılı Ramazan ayının(52) Kadir Gecesinde,(53) ridâsına bürünüp Hira’daki mağarada düşünmeye dalmış olduğu bir sırada, bir sesin kendisini ismi ile çağırmakta olduğunu duydu. Başını kaldırıp etrafına baktı; kimseyi göremedi. Bu sırada her tarafı ansızın bir nûr kaplamıştı; dayanamayıp bayıldı. Kendisine geldiğinde karşısında vahiy meleği Cebrâil’i gördü. Melek O’na:

-”Oku” Dedi. Hz. Muhammed (s.a.s.):

-”Ben okuma bilmem”, diye cevap verdi. Melek, Hz. Muhammed (s.a.s.)’i kucaklayıp güçsüz bırakıncaya kadar sıkdı.

-”Oku” diye emrini tekrarladı. Hz. Muhammed (s.a.s.) yine:

-”Ben okuma bilmem…” cevâbını verdi. Melek emrini tekrarlayıp üçüncü defa Hz. Peygamber (s.a.s.)’i sıktıktan sonra “el-Alak” Sûresi’nin ilk beş âyetini okudu.

“Yaratan Rabb’ının adıyle oku. O, insanı alak’tan (aşılanmış yumurtadan) yarattı. Oku, kalemle (yazmayı) öğreten, insana bilmediğini belleten Rabb’ın sonsuz kerem sahibidir.” (El-Alak Sûresi, 15).

Meleğin arkasından Hz. Peygamber (s.a.s.)’de bu âyetleri tekrarladı. Heyecanla mağaradan çıkarak evine geldi. Yolda ilerlerken gök yüzünden bir sesin:

“Ya Muhammed. Sen Allah’ın elçisisin, Ben de Cibril’im” dediğini duydu. Başını kaldırdığı zaman, Cebrâil’i gördü.(54) Korku içinde evine vardı. Eşi Hz. Hatice’ye:

“Beni örtünüz, çabuk beni örtünüz” dedi. Bir müddet dinlenip heyecânı geçtikten sonra gördüklerini Hz. Hatice’ye anlattı, kendimden korkuyorum, dedi. Hz. Hatice, O’nu şu ölmez sözlerle teselli etti.

“Öyle deme. Allah’a yemin ederim ki, Cenâb-ı Hakk hiç bir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen , akrabanı gözetirsin. İşini görmekten âciz kimselerin ağırlıklarını yüklenirsin, Fakire verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın. Misâfiri ağırlarsın. Hak yolunda zuhûr eden olaylarda halka yardım edersin…” (55)

3- VARAKA’NIN SÖZLERİ

Hatice daha sonra Hz. Peygamber (s.a.s.)’i amcazâdesi Nevfel oğlu Varaka’ya götürdü. Varaka hanîflerdendi. Tevrât ve İncil’i okumuş, İbrânî dilini ve eski dinleri bilen bir ihtiyardı. Varaka Peygamberimiz (s.a.s.)i dinledikten sonra:

-”Müjde sana yâ Muhammed, Allah’a yemin ederim ki sen Hz. İsâ’nın haber verdiği son Peygambersin. Gördüğün melek, senden önce Cenâb-ı Hakk’ın Musâ’ya göndermiş olduğu Cibril’dir. Keşki genç olsaydım da, kavmin seni yurdundan çıkaracağı günlerde sana yardımcı olabilseydim… Hiç bir Peygamber yoktur ki, kavmi tarafından düşmanlığa uğramasın, eziyet görmesin…” (56) dedi. Aradan çok geçmeden Varaka öldü.

II- NEBÎLİK VE RASÛLLUK

Şüpheziz, seni biz, şâhit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik”.
(Fetih Sûresi, 8)

İlk vahiy’den sonra, kısa bir süre vahyin arkası kesildi.(57) Bir gün Hz. Peygamber (s.a.s.) Hira’dan dönerken, bir ses işitti. Başını kaldırıp semâya bakınca, kendisine daha önce Hira’daki mağarada gelen meleği gördü.

Korku ve heyecân içinde evine döndü.

“Hemen beni örtünüz, beni örtünüz.” dedi. Bu esnada Cebrâil, el-Müddessir Sûresinin ilk âyetlerini getirdi.
“Ey örtüsüne bürünen (Peygamber). Kalk, (insanları) azâb ile korkut. Rabb’ının adını yücelt (Namaz’da tekbir getir.) Elbiseni temiz tut. Kötü şeyleri terket.” (el-Müddessir Sûresi, 1-5).

İlk vahiy ile Hz. Muhammed (s.a.s.) “Nebî” olmuş, henüz başkalarına “Hak Dini” tebliğ ile görevlendirilmemişti. Bu ikinci vahiy ile “Risâlet” verildi. Hak Dini tebliğ ile görevlendirildi. Ancak açık dâvet emredilmedi.

1- İSLÂMDA İLK İBÂDET

İslâmda Allah’a imândan sonra ilk farz kılınan ibâdet, namazdır. İkinci vahiy ile el-Müddessir Sûresinin ilk âyetlerinin indirilmesinden sonra, Mekke’nin üst yanında bir vâdide, Cibril (a.s.), Rasûlullah (s.a.s.)’e gösterip öğretmek için abdest almış, peşinden Cibril’den gördüğü şekilde Rasûlullah (s.a.s.) de abdest almıştır.

Sonra Cibril (a.s.) Hz. Peygamber (s.a.s.)’e namaz kıldırmış ve namaz kılmayı öğretmiştir.(58)

Eve dönünce Rasûlullah (s.a.s.) abdest almayı ve namaz kılmayı eşi Hz. Hatice’ye öğretmiş, o da abdest almış ve ikisi birlikte cemâatle namaz kılmışlardır.

2- İLK MÜSLÜMANLAR

“İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır.”
(Vâkıa Sûresi, 10)

Hz. Peygamber (s.a.s.)’e ilk imân eden ve O’nunla birlikte ilk defa namaz kılan kişi, eşi Hz. Hatice oldu. Daha sonra evlâtlığı Hârise oğlu Zeyd.(59) ve amcasının oğlu Hz. Ali Müslüman oldular.

a ) Hz. Ali’nin İslâm’ı Kabûl Etmesi

Ebû Tâlib, Hz. Muhammed (s.a.s.)’i, 8 yaşından 25 yaşına kadar evinde barındırmış O’nu öz çocuklarından daha çok sevmişti. Evliliğinden sonra Hz. Muhammed (s.a.s.), eşi Hz. Hatice’nin evine geçmiş ve maddî bakımdan refâha kavuşmuştu. (60) Ebû Tâlib’in âilesi ise pek kalabalıktı. Peygamberimiz (s.a.s.) amcasının sıkıntısının biraz azalması için 5 yaşından itibâren Ali’yi yanına almıştı. Bu yüzden Ali, Hz. Peygamber (s.a.s)’in yanında kalıyordu.(61)

Hz. Ali, Peygamberimiz (s.a.s.) ile Hz. Hatice’yi namaz kılarken görünce, bunun ne olduğunu sordu. Peygamber Efendimiz, O’na Müslümanlığı anlattı. O da Müslümanlığı kabûl etti. Bu esnâda Hz. Ali henüz on yaşlarında bir çocuktu.

b) Hz. Ebû Bekir’in Müslüman Olması

Hz. Muhammed (s.a.s.)’in yakın ve en samîmi dostu olan Ebû Kuhâfe oğlu Ebû Bekir, Kureyş kabîlesi’nin Teymoğulları kolundandır. Baba ve anne tarafından soyu, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in soyu ile Mürre’de birleşir.
Hz. Ebû Bekir’in Mekke’de Kureyş arasında büyük bir itibârı vardı. Zengin ve dürüst bir tüccârdı. Aralarındaki güven ve samîmiyet sebebiyle, Peygamberimiz (s.a.s.) âilesi dışındakilerden ilk olarak Hz. Ebû Bekir’i İslâm’a dâvet etti. Hz. Ebû Bekir bu dâveti tereddütsüz kabûl etti. Esâsen, câhiliyet devrinde bile putlara hiç tapmamış, ağzına bir yudum içki koymamıştı. Hz. Ebû Bekir’in Müslüman olmasıyla, Peygamberimiz (s.a.s.) büyük bir desteğe kavuştu. Onun gayret ve delâletiyle, Mekke’nin önemli şahsiyetlerinden Affân oğlu Osmân, Avf oğlu Abdurrahman, Ebû Vakkas oğlu Sa’d, Avvâm oğlu Zübeyr, Ubeydullah oğlu Talha da Müslümanlığı kabûl ettiler. Hz. Hatice’den sonra Müslüman olan bu 8 zata “İlk Müslümanlar” (Sabıkûn-i İslâm) denilir.

3- AÇIK DÂVETİN BAŞLAMASI (613-614 M)

Peygamber (s.a.s.) Efendimiz ilk üç yıl halkı gizlice İslâm’a dâvet etti. Yalnızca çok güvendiği kimselere İslâm’ı açıkladı. (62) Başta Hz. Ebû Bekir olmak üzere, Hak dini kabul etmiş olanlar da, el altından güvendikleri arkadaşlarını teşvik ediyorlardı. Bu üç yıl içinde Müslümanların sayısı ancak 30′a çıkabildi.(63) Bunlar ibâdetlerini evlerinde gizlice yapıyorlardı.

Peygamberliğin dördüncü yılında (614 M.) inen: “Sana emrolunan şeyi açıkca ortaya koy, müşriklere aldırma”. (el-Hicr Sûresi, 94) anlamındaki âyet-i celile ile İslâm’ı açıktan tebliğ etmesi emrolundu. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) halkı açıktan İslâm’a dâvete başladı.

Harem-i Şerif’e gidip kendisine inen âyetleri açıktan okuyordu:

“Ey insanlar şüphesiz ben, göklerin ve yerin mülk (ve hâkimiyetine) sâhip ve kendinden başka hiç bir tanrı olmayan, dirilten ve öldüren Allah’ın sizin hepinize gönderdiği Peygamberiyim. O halde Allah’a, ümmî nebiy olan Rasûlune-ki O’da Allah’a ve O’nun sözlerine inanmıştır,- imân edin, O’na uyun ki doğru yolu bulmuş olasınız…” (el-A’raf Sûresi, 158) diyerek onları İslâm’a dâvet ediyordu.

Açık dâvetin başlamasından sonra, halkla daha kolay temas edebilmek için Rasûlullah (s.a.s.), kendi evinden, Safâ ile Merve arasında işlek bir yerde bulunan “Erkam”ın evine taşındı. Bir çok kimse bu evde İslâm’la şereflendiği için bu eve “Dâr-ı İslâm” denildi.(64/1)

4- YAKIN AKRABASINI İSLÂM’A DÂVETİ

“Önce en yakın akrabanı (Allah’ın azâbıyla) korkut” (eş Şuarâ Sûresi, 214) anlamındaki âyet-i celîle inince Rasûl-i Ekrem (s.a.s.), Safâ Tepesi’ne çıkarak:

“Ey Abdülmuttaliboğulları, Ey Fihroğulları, Ey Abdimenâfoğulları, Ey Zühreoğulları…” diyerek bütün akrabasına oymak oymak seslendi. Hepsi toplandıktan sonra:

-”Ey Kureyş cemâati, size “şu dağın eteğinde veya şu vâdide düşman süvârisi var. Üzerinize baskın yapacak desem, bana inanır mısınız?” diye sordu. Hepsi bir ağızdan:

-”Evet, inanırız, çünkü şimdiye kadar senden hiç yalan duymadık, sen yalan söylemezsin…” dediler. O zaman Rasûlullah (s.a.s.):

-”O halde ben size, önümüzde şiddetli bir azâb günü bulunduğunu, Alah’a inanıp, O’na kulluk etmeyenlerin bu büyüyk azâba uğrayacaklarını haber veriyorum… Yemin ederim ki, Allah’tan başka ibâdete lâyık tanrı yoktur. Ben de Allah’ın size ve bütün insanlara gönderdiği Peygamberiyim…(Rasûl-i Ekrem her bir oymağa ayrı ayrı hitâb ederek) Allah’tan kendinizi ibâdet karşılığında satın alarak, azâbından kurtarınız. Bu azâbtan kurtulmanız için, ben Allah tarafından verilmiş hiç bir nüfûza sâhip değilim…”(64/2)

-”Ey Kureyş Cemâati! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi dirileceksiniz. Kabirden kalkıp Allah divânına varınca, muhakkak dünyadaki bütün yaptıklarınızdan hesâba çekileceksiniz. İyiliklerinizin mükâfâtını, kötülüklerinizin de cezâsını göreceksiniz. “O Mükâfât ebedi Cennet, cezâ da Cehennem’e girmektir…” (65) diyerek sözlerini bitirdi.

Peygamberimiz (s.a.s.)’in bu sözleri, umumi bir muhâlefetle karşılanmadı. Yalnızca Ebû Leheb:

-”Helâk olasıca, bizi bunun için mi çağırdın?” sözleriyle Rasûlullah (s.a.s.)’in gönlünü kırdı. Bunun üzerine onun hakkında:

“Ebû Leheb’in iki elleri kurusun,yok olsun. O’na ne malı ne de kazandığı fayda verdi. Alevli bir ateşe yaslanacaktır O. Boynunda bükülmüş bir ip olduğu halde, karısı da odun hammalı olarak.” (Leheb Sûresi, 1-5) meâlindeki sûre-i celîle nâzil oldu.(66)

III- MEKKE MÜŞRİKLERİNİN MÜSLÜMANLARA KARŞI DAVRANIŞLARI

İslâm’ın Mekke’de yayılmaya başlaması ile Mekke halkı iki kısma ayrıldı. l) Müslümanlar, 2) Müslümanlığı kabûl etmeyen müşrikler.

Müşriklerin, Müslümanlara karşı davranışları, sırasıyla beş safha geçirdi: Alay, hakaret, işkence, ilişkileri kesme (boykot), memleketten çıkarma ve öldürme (şiddet politikası).

1- ALAY VE HAKARET DÖNEMİ

Kureyşliler başlangıçta Hz. Muhammed (s.a.s)’in Peygamberliğini önemsememiş göründüler. İmân etmemekle beraber, putlar aleyhine söz söylemedikçe, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in dâvetine ses çıkarmadılar. Yalnızca, Rasûlullah (s.a.s.)’i gördüklerinde, “İşte gökten kendisine haber geldiğini iddia eden…” diyerek eğlendiler. Müslümanları alaya alıp küçümsediler. Böylece “alay devri” başlamış oldu.

Kurân-ı Kerîm, onların bu tutumlarını bize bildirmektedir.

“Suçlular, şüphesiz mü’minlere gülerlerdi. Yanlarından geçtiklerinde, birbirlerine göz kırpıp, kaş işâretiyle istihzâ ederlerdi. Arkadaşlarına döndüklerinde, eğlenerek (neş’e içinde) dönerlerdi. Mü’minleri gördüklerinde, “bunlar gerçekten sapık kimseler” derlerdi. (el-Mutaffifîn Sûresi, 29-32)

Putlarla ilgili, “Siz de; Allah’ı bırakıp tapmakta olduklarınız (putlar) da, hiç şüphesiz Cehennem odunusunuz…” (el-Enbiya Sûresi, 98) anlamındaki âyet-i kerîme inince, müşrikler son derece kızdılar. Artık Müslümanlara düşman olup, hakaret ettiler. Böylece, “hakaret devri” başladı.

Kureyş’in puta tapıcılıkta yararı vardı. Mekke puta tapıcıların merkezi durumundaydı. Kâbe ve civârındaki putları ziyâret için gelenlerle Mekke hergün dolup taşıyor, bu yüzden Kureyş, hem para, hem itibâr kazanıyordu. Mekke’de Müslümanlık yayılırsa bütün bu menfaatler elden gittiği gibi, diğer kabîleler Kureyş’e düşman olabilirlerdi. Üstelik Müslümanlık herkesi eşit sayıyor, soy-sop, asâlet, zenginlik-fâkirlik farkı gözetmiyordu. Bu yüzden Kureyş ileri gelenleri Müslümanlığı kendi çıkarları için tehlikeli gördüler. Müslümanlığın yayılmasını önlemek ve ortadan kaldırmak için her çâreye başvurdular.

2- İŞKENCE DÖNEMİ

a) Kureyş’in Ebû Tâlib’e Başvurması:

Kureyş’in ileri gelenlerinden Utbe b. Rabia, Şeybe b. Rabia, Ebû Cehil, Ebû Süfyan, Velîd b. Muğıra, Âs b. Vâil ve Âs b. Hişâm’dan oluşan bir hey’et Hâşimoğullarının reisi Ebû Tâlib’e gelerek:

“Kardeşinin oğlu ilâhlarımıza hakaret ediyor, dinimizi yeriyor, bizi aptal, dedelerimizi sapık gösteriyor. Ya O bu işten vazgeçsin, yahut sen himâyeden vazgeç de, biz hakkından gelelim…” dediler. Ebû Tâlib onları tatlılıkla savdı.(67) Hz. Peygamber (s.a.s.)’in eskisi gibi görevine devam ettiğini görünce yeniden Ebû Tâlib’e geldiler.
“Artık sabır ve tahammülümüz kalmadı. Ne olacaksa olsun, iki taraftan biri yok olsun, diğeri kurtulsun…” diye tehdit ettiler. Ebû Tâlib durumun nâzik olduğunu gördü. Bütün Kureyş’e karşı koyamazdı. Yeğeni Hz. Muhammed (s.a.s.)’e durumu anlatarak:

-”Bak oğlum, akraba arasında düşmanlık sokmak iyi olmaz. Sen yine dinine göre hareket et, ama onların putlarını aşağılama, onlara sapık deme. Kendini de , beni de koru, bana gücümün üstünde yük yükleme…” dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) üzüldü. Artık amcası da kendisini koruyamıyacaktı. Müslümanlar henüz sayıca az ve zayıftı. Mübârek gözleri yaşlarla dolarak:

-”Ey amca, Allah’a yemin ederim ki, onlar sağ elime Güneş’i, sol elime de Ay’ı koysalar, ben yine görevimi bırakmam…” diyerek ayrılmak üzere yerinden kalktı.Yeğeninin gücenmesine dayanamayan Ebû Tâlib:

-”Ey kardeşimin oğlu, istediğini söyle, yemin ederim ki, seni hiç bir zaman, hiç bir şey karşısında himâyesiz bırakacak değilim.” dedi.(68) Daha sonra Ebû Tâlib, Hâşimoğullarını toplayarak durumu anlattı ve Kureyş’e karşı âile şerefi adına Hz. Peygamber (s.a.s.)’in korunmasını istedi. Ebû Leheb’den başka bütün âile fertleri, Müslüman olsun, olmasın, bu teklifi kabûl ettiler.(69)

b) Kureyş’in Hz.Peygamber (s.a.s)’e Başvurması

Ebû Tâlib’e yaptıkları mürâcaatlardan bir sonuç alamayınca Kureyş uluları bizzât, Hz. Peygember (s.a.s.)’e geldiler:

-”Yâ Muhammed! Sen soy ve şeref yönünden hepimizden üstünsün. Fakat Araplar arasında, şimdiye kadar hiç kimsenin yapmadığını yaptın; aramıza ayrılık soktun, bizi birbirimize düşürdün. Eğer maksadın zengin olmaksa, seni kabîlemizin en zengini yapalım. Reislik istersen, başkan seçelim. Evlenmek düşünüyorsan, Kureyş’in en asil ve en güzel kadınları ile evlendirelim. Eğer cinlerin kötülüğüne kapılmışsan, seni tedâvî ettirelim. İstediğin her fedakârlığa katlanalım. Bu davâ’dan vazgeç, düzenimizi bozma…” dediler. Rasûlullah (s.a.s.):

-”Söylediklerinizden hiç biri bende yok. Beni Rabb’ım size Peygamber gönderdi, bana kitâp indirdi. Cenâb-ı Hakk’ın emirlerini size tebliğ ediyorum. İmân ederseniz, dünya ve âhirette mutlu olursunuz. İnkâr ederseniz, Cenâb-ı Hak aramızda hükmedinceye kadar sabredip bekleyeceğim. Putlara tapmaktan vazgeçip, yalnızca Allah’a ibadet ediniz….” diye cevâp verdi. (70)

- “Bizim 360 tane putumuz Mekke’yi idâre edemezken bir tek Allah dünyayı nasıl idâre eder…” diyerek gittiler.(71)

“O kâfirler, içlerinden bir uyarıcının (Peygamberin) geldiğine şaştılar. ‘Bu yalancı bir sihirbâzdır’ dediler. O (Peygamber) bütün ilâhları tek bir Tanrı mı yapmış? Bu cidden şaşılacak birşey… dediler”. (Sa’d Sûresi, 4-5).

c) İlk Müslümanların Gördükleri Eza ve Cefalar

Müşrikler, Ebû Tâlib ve Hz. Peygamberle yaptıkları görüşmelerden netice alamayınca Müslümanlara ezâ ve işkenceye başladılar.(72)

Hz. Ebû Bekir, Hz. Osman gibi kuvvetli ve itibârlı bir âileye mensup olanlara pek ilişemiyorlardı. Fakat kimsesiz, fakir Müslümanlara, özellikle köle ve câriyelere cihân târihinde eşine rastlanmayan vahşet derecesinde işkenceler yapıyorlardı. Ebû Füheyke, Habbâb, Bilâl, Suhayb, Ammâr, Yâsir ve Sümeyye bunlardandı.

Safvân b. Ümeyye’nin kölesi olan Ebû Füheyke, efendisi tarafından her gün ayağına ip bağlanarak, kızgın çakıl ve kumlar üzerinde sürükletilirdi.

Demirci olan Habbâb, kor hâlindeki kömürlerin üzerine yatırılmış; kömürler sönüp kararıncaya kadar, göğsüne bastırılarak kıvrandırılmıştı.

Ammâr’ın babası Yâsir, bacaklarından iki ayrı deveye bağlanıp, develer ters yönlere sürülerek parcalanmış, kocasının bu şekilde vahşice öldürülmesine dayanamayıp müşriklere karşı söz söyleyen Sümeyye, Ebû Cehil’in attığı bir ok darbesiyle öldürülmüştü.(73)

Halef oğlu Ümeyye, kölesi Habeşli Bilâl’i hergün çırılçıplak kızgın kumlar üzerine yatırır, göğsüne kocaman bir taş koyarak güneşin altında saatlerce bırakır; Hz. Peygamber (s.a.s.)’e küfretmesi, Müslümanlığı terk etmesi için ezâ ederdi. Birgün, ellerini ayaklarını sımsıkı bağlayarak boynuna bir ip geçirmiş, sokak çocuklarının eline vererek çıplak vücûdunu kızgın kumlar üzerinde Mekke sokaklarında sürütmüştü. Sırtı yüzülüp kanlar içinde kalan Bilâl, bu durumda yarı baygın halde bile “Ehad, Ehad” (Allah bir, Allah bir) diyordu.(74)

Anne ve babası vahşice öldürülen Ammâr, gördüğü işkencelere dayanamamış, müşriklerin istedikleri sözleri söylemişti. Ellerinden kurtulunca, ağlayarak Hz. Peygamber (s.a.s.)’e durumu anlatmış, Rasûlullah (s.a.s.)’de: “Sana tekrar eziyet ederlerse; kurtulmak için yine öyle söyle” demişti.”(75)

Hz. Ebû Bekir, müşrik sâhiplerinin işkencelerinden kurtarmak için, yedi tane Müslüman köle ve câriyeyi büyük bedeller ödeyerek satın alıp âzâd etmişti. Rasûlullah (s.a.s.)’in müezzini Bilâl bunlardandı.(76)

Hâşimîlerden çekindikleri ve Ebû Tâlib’in himayesinde olduğu için önceleri Rasûlullah (s.a.s.)’in şahsına dokunamıyorlardı. Zamanla “mecnûn, falcı, şâir sihirbaz” gibi sözler söylemeğe başladılar. En sonunda fırsat buldukça O’na da hakaret, işkence ve her türlü kötülüğü yapmaktan çekinmediler. Geçeceği yollara dikenler döküyorlar, üzerine pis şeyler atıyorlar, kapısına kan ve pislik sürüyorlar, evinin önüne pislik atıyolardı. Bir defa Harem-i Şerifte namaz kılarken “Ukbe b. Ebî Muayt” saldırıp boğmak istemiş, Hz. Ebû Bekir kurtarmıştı (77) Başka bir zaman, Kâbe’nin yanında namaz kılarken, Ukbe b. Ebî Muayt Ebû Cehil’in teşvikiyle yeni kesilmiş bir devenin iç organlarını, secdeye vardığında üzerine atmış; kızı Fâtıma yetişip üzerindeki pislikleri temizledikten sonra, başını secdeden kaldırabilmişti.(78) Müşriklerin kötülükleri giderek dayanılmaz bir duruma gelmiş. Müslümanlar Mekke’de barınamaz hâle gelmişlerdi.

3- HABEŞİSTAN’A HİCRET

“Zulme uğradıktan sonra, Allah yolunda hicret edenleri, and olsun ki, dünyada güzel bir yerde yerleştiririz. Âhiret ecri ise daha büyüktür.”
(en-Nahl Sûresi, 41)

a) Habeşistan’a İlk Hicret Edenler (615 M.)

Müşriklerin ezâları dayanılmaz bir hal almıştı. Müslümanlar serbestçe ibâdet edemiyorlardı. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.s.) Müslümanların Habeşistan’a hicret etmelerine izin verdi.
Müslümanlar Habeşistan’a iki defa hicret ettiler. İlk defa 12’si erkek, 4′ü kadın 16 kişi Mekke Devri’nin (Peygamberliğin) 5′inci yılında (615 M.) Recep ayında Mekke’den gizlice ayrılarak Kızıldeniz kıyısında birleştiler. Başlarında bir reisleri yoktu. Buradan kiraladıkları bir gemi ile Habeşistan’a geçtiler. İçlerinde, Hz. Osman, eşi Rukiyye, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf ve Abdulllah b. Mes’ûd gibi muhterem zâtlar da vardı.(79)

b) İkinci Habeşistan Hicreti (616 M.)

İlk hicret edenler Habeşistan’da iken inen “en-Necm Sûresi”ni Hz. Peygamber (s.a.s.) Hârem-i Şerifte müşriklere okudu. Bitince, sûrenin sonunda “secde âyeti” bulunduğu için, Allah’a secde etti. Bu sûrenin 19 ve 20′inci âyetlerinde müşriklerin putlarından “Lât, Uzza ve Menât’ın” isimleri de geçtiğinden müşrikler de Hz. Peygamber (s.a.s.)’le birlikte putları için secde etmişlerdi. Bu olay, “Mekkeliler toptan Müslüman oldu” diye bir şâyianın çıkmasına sebep olmuş, bu asılsız şâyia tâ Habeşistan’da duyulmuş, bu yüzden hicret eden Müslümanlar da, Habeşistan’da üç ay kaldıktan sonra dönmüşlerdi.(80) Müslümanlar, Habeşistan’dan döndüklerine pişman oldular. Çünkü müşrikler zulüm ve işkencelerini daha da artırmışlardı. Bu sebeple Müslümanlar, Mekke Devri’nin 7′inci yılında (616 M.) 77’si erkek, 13′ü kadın olmak üzere 90 kişi 2′inci defa Habeşistan’a hicret ettiler. Bu ikinci hicrette kafile başkanı Hz. Ali’nin ağabeyi Câfer Tayyar’dı.(81)

c) Kureyş Elçileri İle Câfer Arasında Geçen Münâzara

Müslümanların Habeşistan’a hicreti, müşrikleri endişelendirdi. Müslümanlığın etrâfa yayılmasından korktular. Hicret eden Müslümanların kendilerine teslim edilmesi için Habeşistan Necâşi’si (82) Ashame’ye kıymetli hediyelerle Amr b. Âs ile Abdullah b. Ebî Rabia’yı elçi olarak gönderdiler.(83) Necâşi Müslümanlarla Kureyş elçilerini huzurunda karşılaştırdı. Müslümanlara:

-”Kureyşliler elçi göndermişler, sizi geri istiyorlar, ne dersiniz” diye sordu. Müslümanların reisi Câfer ayağa kalkarak:

-”Ey hükümdar, sorunuz onlara, biz onların kölesi miyiz?”

Kureyş delegeleri adına Âs oğlu Amr (Amr b.Âs) cevâp veriyordu:

-Hayır, hepsi hürdür.

-Onlara borcumuz mu var?

-Hayır, hiç birinde alacağımız yok.

-Kısas edilmemiz için, onlardan öldürdüğümüz kimse var mı?

-Öyle bir isteğimiz yok.

-O halde bizden ne istiyorlar?

Amr cevap verdi:

-”Bunlar atalarımızın dininden çıktılar, ilâhlarımıza hakaret ettiler, gençlerin inançlarını bozdular, aramıza ayrılık soktular.”

Bu iddialara karşı Câfer:

-”Ey hükümdar, biz câhil bir kavimdik. Taştan, ağaçtan yaptığımız putlara tapıyorduk. Kız çocuklarımızı diri diri taprağa gömüyor, ölmüş hayvanların leşlerini yiyorduk. İçki, kumar, fuhuş ve hertürlü ahlâksızlığı yapıyorduk. Hak hukuk tanımıyorduk. Kuvvetliler zayıfları eziyor, zenginler fakirlerin sırtından geçiniyordu.

Cenâb-ı Hakk bizim hidâyetimizi diledi. İçimizden soyu-sopu, asâleti, ahlâk, fazilet ve dürüstlüğü hakkında kimsenin kötü söz edemeyeceği bir Peygamber gönderdi. O bizi puta tapma zilletinden kurtardı. Tek, Allah’ı tanıttı. Yalnız O’na kulluğa çağırdı. Bütün ahlâksızlıklardan uzaklaştırdı. Doğru söylemeği, emâneti gözetmeyi, akrabalık haklarına riâyeti, komşularla hoş geçinmeyi öğretti. Yalan söylemeği, yetim malı yemeği, haksızlık etmeği yasakladı.

Biz O’na inandık. O’nun gösterdiği Hak Dini kabûl ettik. Bu yüzden kavmimizin hakaret ve işkencelerine uğradık. Fakat dinimizden dönmedik. Dayanamaz hâle gelince onlardan kaçıp, sizin himâyenize sığındık…” dedi. Kur’ân-ı Kerim’den âyetler okuyarak herkesi heyacâna getirip ağlattı.(84) Hz. İsâ ve Meryem’le ilgili olarak:

“Meryem çocuğu alıp kavmine getirdi. Onlar: Meryem, utanılacak bir şey yaptın. Ey Harûn’un kızkardeşi, baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi… dediler. Meryem çocuğu gösterdi: Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz… dediler. Çocuk: Ben şüphesiz Allah’ın kuluyum, bana kitap verdi ve beni Peygamber yaptı. Nerede olursam olayım, beni mübârek kıldı. Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekât vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti, beni bedbaht bir zorba kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde ve dirileceğim günde bana selâm olsun.. dedi”.

İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsâ gerçek söze göre budur.” (Meryem Sûresi, 27, 34)

Bu âyetleri dinleyen Habeş hükümdarı:

-”Allah’a yemin ederim ki, bu sözler Hz. İsây’a gelen sözlerle aynı kaynaktan,” dedi ve Kureyş elçilerinin teklifini reddetti.(85)

Ertesi gün, Amr Necâşi’nin huzuruna çıkarak:

-”Onlar Hz. İsâ hakkında yakışıksız sözler söylüyorlar”, diyerek hükümdarı tahrik etmek istedi. Çünkü Habeş Necâşisi Ashame Hırıstiyandı.

Bu idiaya karşı Câfer:

-”Biz, Hz. İsâ hakkında Cenâb-ı Hak Kur’ân’da ne bildirmişse ancak onu söyleriz” dedi ve sonra şu anlamdaki âyeti okudu.

“Meryem oğlu İsâ Mesih, Allah’ın Peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı kelimesidir. O, Allah tarafından bir rûhdur…” (en-Nisâ Sûresi, 171)

Bunun üzerine Necâşi yerden bir çöp alıp göstererek:

“-Hz. İsâ’nın dedikleri ile sizin söyledikleriniz arasında şu çöp kadar bile fark yok. Sizi ve Peygamberinizi tebrik ederim. Şehâdet ederim ki, O zât, hak Peygamberdir. O’nu Hz İsâ müjdelemişti…” dedi. Sonra, Kureyş elçilerine:

“-Peygamberlerini yalanlayan kavmin hediyesi bana lâzım değil,” diyerek getirdikleri hediyeleri geri verdi.(86)
Habeşistan’da Müslümanlar güven içinde kaldılar. Bunlardan bir kısmı, Müslümanlar Medine’ye hicret edince Medine’ye gittiler (622 M.). Bir kısmı Hudeybiye barışına kadar orada kaldılar. (628 M.) Câfer’in başkanlığında son 16 kişilik kafile ise Hayber’in fethi esnâsında Medine’ye döndü. (628 M.)

Mutlaka okuyun. Cok romantik

Filed Under (Romantik Sözler, Romantik aŞk Şiirleri) by editor2 on 10-09-2009

BİR YAĞMUR DAMLASI SENİ SEVİYORUM ANLAMINI TAŞISAYDI VE SEN BANA
SENİ KADAR SEVDİĞİMİ SORACAK OLSAYDIN İNANKİ BİR TANEM HERGÜN YAĞMUR YAĞARDI.

—————————————————————————————————————————-

YÜREĞİM HAFİF ISLAKTIR BENİM KUYTU KÖŞELERDE AĞLAMAKTAN
VE RENGİ HAFİF UÇUKTUR KURUSUN DİYE KAÇ KEZ GÜNEŞE ASMAKTAN.

—————————————————————————————————————————-

SENİ UNUTMAK İÇİN AND İÇTİM GÖZLERİN GELDİ AKLIMA VAZGEÇTİM.

—————————————————————————————————————————-

HADİ UYANDIR BENİ SÖYLE GÖRDÜĞÜM ZAMANSIZ BİR DÜŞMÜ
HADİ GİT, UZAKLAŞ, YOKLUĞUNA İNANDIR BENİ GERÇEKTEN
YORULDUM HER BULDUĞUM YERDE SENİ KAYBETMEKTEN.

—————————————————————————————————————————-

GÖZLERİN NEHİR KİRPİKLERİN KÖPRÜ OLSA
BEN ÜZERİNDEN GEÇERKEN İPLER KOPSA VE DÜŞTÜĞÜM YER DUDAKLARIN OLSA.

—————————————————————————————————————————-

NE SENİ UNUTMAK İÇİN BİR ÇABAM VAR İÇİMDE NEDE AŞKIMI KÖRÜKLEYEN BİR RÜZGAR
NE SENİ GÖRMEDEN DURABİLECEK KADAR GÜÇLÜYÜM NEDE GÖRMEYE DAYANACAK KALBİM VAR.

—————————————————————————————————————————-

BİR GÜN HAYATIN BÜTÜN GÜZELLİKLERİNDEN VAZGEÇİP SESSİZ SEDASIZ ÖLÜME GİTMEK İSTERSEN
YANIMA GELKİ SANA SENSİZ YAŞAMANIN SENSİZ OLMANIN ÖLÜM OLDUĞUNU GÖSTEREYİM.

—————————————————————————————————————————-

GÖZLERİN GÖZLERİME DEĞDİĞİNDE FELAKETİM OLURDU AĞLARDIM.

—————————————————————————————————————————-

NE ZAMAN AYRILIK SAATİ GELSE İÇİMDEKİ GÜLLERİN BOYNU BÜKÜK BİR ZAMAN KALIRIM ÖYLECE
NEDEN SONRA GİTTİĞİNİ ANLARIM İÇİMDE GÜLLER AĞLAR BEN AĞLARIM.

—————————————————————————————————————————-

HADİ GEL TUT ELLERİMİ! BENİMLE YAN! BENİMLE MEYDAN OKU HER ÇARESİZLİĞE BENİMLE UYU
BENİMLE UYAN. BİRLİKTE VARALIM ONUNCU AYLARA BEN BİR EYLÜL SEN BİR HAZİRAN

—————————————————————————————————————————-

NEZAMAN TUTSAM ELLERİNİ GÖZLERİMİN ÖNÜNDEN MEVSİMLER GEÇER
NEZAMAN GÖZLERİN GÖZLERİME DEĞSE SAMANYOLUNDAN BİR YILDIZ DÜŞER.

—————————————————————————————————————————-

BUGÜN YENİ BİR MEYHANE KEŞFETTİM MEZARLIĞIN KARŞISINDA
BİRGÜN BENİ ARARDA BULAMAZSAN YA MEYHANEDEYİM YADA TAM KARŞISINDA.

—————————————————————————————————————————-

SENİ GÜNDE BİR DEFA DÜŞÜNÜYORUM ODA 24 SAATİME MALOLUYOR.

—————————————————————————————————————————-

DENİZİ İÇERKEN MAVİLER TAKILDI BOĞAZIMA, KARAYA VURAN BALIK GİBİ ÇIRPINIYORUM.
BU DERİN UÇURUMUN ÖNÜNDE HANGİ YAZGI TUTUKLADI BENİ.

—————————————————————————————————————————-

HASRET KAPIMDA NÖBETLER TUTUYOR SEVGİLİM UZAK BİR ŞEHİRDE GÖZLERİM ONU ARIYOR
BİR KUŞ OLUP GİTSEM AŞSAM ŞU ENGİNLERİ VARSAM SENİN YANINA ÖPSEM DOYASIYA KOKLASAM

—————————————————————————————————————————-
HANİ O GÜN BENİ ANLAYAN SEN GİTMİŞTİN YA SENİ BAŞKALARINDA ARADIM AMA YOKTU
BENİ SENİN KADAR ANLAYAN, YİNEDE ÜZÜLME ÇÜNKÜ BEN SENİ SENSİZDE SEVEBİLİYORUM….

—————————————————————————————————————————-

AŞKA MEYLİ OLMAYAN KANATSIZ KUŞ GİBİDİR. VAH ONA!!…

—————————————————————————————————————————-

EN GÜZEL YARINLAR SENİN OLSUN SEN BUNA LAYIKSIN ÖMRÜN MUTLUKLARLA DOLSUN
EĞER GÜN GELİRDE SEN BENİ UNUTURSAN İNAN Kİ TATLIM CANIN SAĞOLSUN.

—————————————————————————————————————————-

HİÇBİR KIZ BİR ERKEĞE BOYUN EĞMEZ HİÇBİR ERKEK BİR DAMLA GÖZYAŞINA DEĞMEZ.

Gönlum

Filed Under (Romantik Sözler, Romantik aŞk Şiirleri) by editor2 on 10-09-2009

Gönül gözüm kördür,
Sakın amayım belleme,
Sanma herkesler sever,
Gerçek sevgi yiğitlerde.

Ağlatana sorulur,
Diğerini günahı,
Çekmelisin çok çile,
Sevmek Öyle Kolaymı?….

Ben sen siz yapamiyorum!

Filed Under (Romantik Sözler, Romantik aŞk Şiirleri) by editor2 on 10-09-2009

sensiz geçen her gün bana zehir
sensiz aldığım her nefes bana yangın
seni görmediğim an yalnızlığım başlar
içimdeki sevgi gün ve gün artar
bu hayat böyle nereye kadar
bir çizgi çektim ben bu hayata
adını yazdım dağlara taşlara…

Sagopa Kajmer - Tövbelerim Hasarlı

Filed Under (Sagopa Kajmer Şarkı Sözleri) by editor2 on 10-09-2009

Kadranımda döndü mazaret ve akrebim bu saati gösterince
bastı ölüme tek bir mermi içten
vuruldu gözlerim görüntülerde sancı var
huzursuz ekledin ansızım pozumda resmen
çağrılarda bekledim umudu söndü her alev misali
ahali ördüğüm bu hürmet öldü
rhyme sa girdi kanıma bak dedi
lyricse sende bil yaz stille uysun kalıba al şu gardı çak bi ferde
yok şekerli bir hayat dibinde kaygı beslenirdin
nerde mutlu olsak(ki) çökerdi benliğim(çök çök)
düş yakamdan ihtiyaçlar önüme sunmayın
bu zalim hakkı verdi tanrı yokladı inancı bende
yas tut tut tutmalıydım önceden bu aşka
as (hadi) kendini boğazzla fermanınla
yak yık yık duygular yürekli pek kurak
benim dilimde ruhi girdabında söndü her bir hak 

Hak haklıda kalmalı emanetim sırrım saklı kalmalı saklı içim pasaklı tövbelerim hasarlı 

Nedense beklenenlere firara gebe
o hale çare yok ve name yokluğunda
satırlı bohçan ellerim dudakta
okunmuş her bi cümlenin de mimarıydı kalbim
akla sunduğum palavramıydı?
nerede beklenen cevaplar
ecelle randevum var
acıma merhem olarak akla bıraktığım birşey var
elvadalar sanki beni de yokluyorlar
anlıyorlar amma taş misali duymuyorlar
istila hayata barışın anlamıyla bakamamak ki
elvada bu cana cananında arayı bulamamak
ve istifa zaman güzergâhında sanki bir durak
ulan bunak kaçıncı sorgu kalbim orda açta bak
bir nokta koyalım her bir nükte sonuna dikte ederek haklısın ama bitti
terkedilmiş her umuda ruhum dilenci rolüne girdi(gir)
bekletildi çoğu kez isteğim tamam kesin rapim kirası kalemimin 

Hak haklıda kalmalı emanetim sırrım saklı kalmalı saklı içim pasaklı tövbelerim hasarlı

Sagopa Kajmer - Tek Kanatlı Kuş (feat Mt)

Filed Under (Sagopa Kajmer Şarkı Sözleri) by editor2 on 10-09-2009

Kuvvet aynası

Derinlerinde saklı gözlerimde kanlı yaş
Sen içinde aklım ölmekte bir telaş
İsyan kalbim içimdeki savaş
Yavaş yavaş karardı gökyüzüm
Dikenlerim mi vardı kimse kalmadı hoş
Gözlerimde gece kimse bakmadı loş
Ben kayıp şehirlerimde tek kanatlı kuş
Uçtuğum ufuklara güneş açmadı

MT verse 1:
Sende bende döndü dünya her günümü bir işkence
Aç gözünü bir riya
Yaşarken oynadığın her filmde sen kurtlar vadisi kahramanı
Gerçekler çözülmüş güya her kördüğümde gördüğüm aynı sahnelerden ibaret
Sanki tekrarını seyredip sıkıldığım ilkokul filmlerinde devamını bildiğim oyuncak savaşlar misali iyiyi öldürdüler izlediğim her filmde.
Her karede hipnoz reklam tüketiciyi kandırma rolünde pamuk eller cepte.
Direniş yağmur duası gücüyle baş kaldırdı sonuç sıfır.
Bir lider var sanıldı, sonuç sıfır.
Promosyon ve magazinde örnek alınanlar sanatçı rolünde boş beyinleri yıkama hevesinde.
Dur diyene dur diyen çok bu sistemde sisteme uymayan sürünme mecburiyetinde, sonuç sıfır..

Derinlerinde saklı gözlerimde kanlı yaş
Sen içinde aklım ölmekte bir telaş
İsyan kalbim içimdeki savaş
Yavaş yavaş karardı gökyüzüm
Dikenlerim mi vardı kimse kalmadı hoş
Gözlerimde gece kimse bakmadı loş
Ben kayıp şehirlerimde tek kanatlı kuş
Uçtuğum ufuklara güneş açmadı

MT verse 2:
Kördü beyinler prime-time hevesli yarışmalar tarafından kirletildi bu ülkede
Popstar adaylarından kaçı 3 sene sonra karnını müzikle doyurabilecek ki
Eğitimini bırakıp sanal ütopyalarda koşsun
Bırak coşsun seni dinleyen 2 sene sonra adını unutsun
Savursun albümünü bir kenara kızgınca kussun
Dursun desin bir köşesinde etrafa süs olsun
Yalanların içinde birinci olan kahraman
Önce sen uyan sonra pembelere boyanıp gerçek diye sunulan dünyanda pastayı yiyen kim düşün cevabı kendine ver.
Kumandaların kimin elinde ve kimlerin söylediklerini yapmak zorundasın.
Özgürlüğün var mı, gelecekte elinden tutacak olan aklın boyutu ne
Yoksa bir kümeste yaşamak mı bir tavuğu cezbeden ?

Derinlerinde saklı gözlerimde kanlı yaş
Sen içinde aklım ölmekte bir telaş
İsyan kalbim içimdeki savaş
Yavaş yavaş karardı gökyüzüm
Dikenlerim mi vardı kimse kalmadı hoş
Gözlerimde gece kimse bakmadı loş
Ben kayıp şehirlerimde tek kanatlı kuş
Uçtuğum ufuklara güneş açmadı

Sagopa verse:
Yaşlı taş çocuk 28 arifesi 50 senelik hikmet sahibi
Afet akşamında bolca hayal etti.
Grev konağındaki iç savaşta sessizce bir hayaletti.
Yaşadığım tenhalık felaketti.
İç organlarımı kor bir kurşun deşti.
Onlar bana küfretti bense orada dua ettim
Yerle birdim, yüzlerinizden kopya çekerek en iyi resmi ben çizdim
Artı çizikti bileklerim ve
Resimlerinizi gördükçe tohumlarınızdan nefret ettim
Tadı nasıldı gazapla çürüyen üzümlerin
Tek kanatlı bir kuşun minik pireyle dalaşında hakemdim
Kırmızı kartı kendime verdim ve oracıktan ayrılıp tebessümümle hilekar bir iblisin sevimsiz gamzelerine kırampı işledim.
Ebeveynlerime göre ben hep aferindim.
Yüksek ökçeden topukla çölde engerekler ezdim.

Derinlerinde saklı gözlerimde kanlı yaş
Sen içinde aklım ölmekte bir telaş
İsyan kalbim içimdeki savaş
Yavaş yavaş karardı gökyüzüm
Dikenlerim mi vardı kimse kalmadı hoş
Gözlerimde gece kimse bakmadı loş
Ben kayıp şehirlerimde tek kanatlı kuş
Uçtuğum ufuklara güneş açmadı

Yeni Tarkan?

Filed Under (Magazin Haberleri) by editor2 on 10-09-2009

Tarkan patronluğa soyundu, ilk eseri de kendi benzeri oldu! Megastar`ın yapım şirketi HİTT Müzik`in çatısı altında albüm yapan Emir, hem sesi, hem de minyon fiziğiyle Tarkan`ın kopyası gibi.

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi`nde okuyan Emir, bugüne kadar menajer asistanlığı yapmış. Albüm çıkarma hayali ise Tarkan`la gerçekleşmiş.

Emir`in bu hafta çıkacak albümünde Nazan Öncel`den Yıldız Tilbe`ye, Aysel Gürel`den Gülşen`e kadar birçok ünlü ismin şarkısı var. Emir, “Bazıları beni kırmadı, vokal bile yaptı” diyor. Asıl bomba ise, albüme adını veren `Ben Sen Olamam` adlı şarkı. Çünkü şarkının sözü de, müziği de Tarkan`a ait.

Astronot Temel

Filed Under (Komik Sözler) by editor2 on 10-09-2009

Nasa uzay üssünde yeni bir deneme yapılıyormuş. Gönüllü başvuranlar arasından Temel, astronot adayı olarak seçilmiş. Ön elemede oldukça sıkı testleri geçen Temel 3 aylık ikinci bir eğitim ile iyi bir astronot olabilmiş. Beklenen an gelmiş ve Temel bir maymunla birlikte uzay mekiğine binerek havalanmışlar. Atmosfer aşıldıktan sonra Temel’e sıkı sıkıya söylenildiği gibi zarfları açıp maymunun ve kendisinin görev kartlarını okumak ilk işi olmuş. Maymunun görevleri : “Yerküre ile bağlantıyı sürekli kontrol altında tutmak. Her 2 saatte bir yörüngedeki sapmaları ayarlamak. Füze içindeki hava basıncı, isi, iletkenlik değerlerini aşağıya bildirmek. Yakıt harcamasını ve motorların sırasını belirlemek…” diye devam ederken okumaktan sıkılan Temel kendi görev kartını açmış : “Maymunu iyi besle!”

Egzema

Filed Under (Komik Sözler) by editor2 on 10-09-2009

doktor
ekzema hastalığını tedavi etirmek için iyiki bana geldiniz bu illeti benden iyi hiçbir doktor bilemez
hasta
-neden
doktor
-çünkü aynı illeti bende 15 yıldır çekiyorum