Güzel sözler güzel mesajlar sevgi sözleri aşk şiirleri güzelsözler hazır mesajlar anlamlı sözler yemek tarifleri sevgi mesajları ramazan sözleri Guzel-Sozler.Gen.TR

Ramazan Mesajları

Filed Under (Anlamlı Sözler, Etkileyici Sözler, Güzel Mesajlar, Güzel Nickler, Güzel Sözler Arşivi, Güzel Sözler Genel, Güzel-Sozler, Ramazan Bayramı Sözleri, Ramazan Özel) by Güzel Sözler on 23-08-2011

Ramazan ayi sana bir mustu, kalbine teselli, ruhunu karanlik ruhlarin baskisindan kurtarmaya vesile olsun…

Gün batar usul usul…Kararir Gece… Yeniden dogar hersey….” Her sey bitti” dedigin bir anda Mübarek Ramazan ayinin Gönlünde Huzur kokulu bir Gül kök salmasina vesile olmasi temennilerimle….

“Baslangiclar sonuclarin tecelli yeridir”… Rahmet ile baslayan Ramazan ayinin Kurtulus ile Tecelli bulmasi temennilerimle…

Mübarek Ramazan Ayi Kalbine önce bulut olsun yagmak icin… Sonra yagmur olsun ilahi sevgiyi yesertmek icin…

Mübarek Ramazan Ayi ; sana Vücudunun sihhat ve selameti olan “az yemege”…. Ruhunun sihhat ve selameti olan “günahsiz olmaya”….. dininin sihhat ve selameti olan “Peygamber Efendimizin güzel ahlakina sahip olmaya” vesile olsun….

Basi RAHMET ortasi MERHAMET sonu ise CEHENNEM’den AZAD olan Mübarek Ramazan ayinin hayrlara vesile olmasini dilerim….

“Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah’a dönün..” Tahrim/8 Tevbelerin geri cevrilmedigi Rahmet ve Magfiret yüklü Ramazan ayinizi tebrik eder hayirlara vesile olmasini dilerim….

Yagmur yüklü bulutlar gibi gelerek bizleri Bereketiyle donatan Ramazan ayiniz Mübarek olsun…

Cenab-i Hakk’in kapisina ulastirmayacak yollara sapmaktan korumaya vesile olan mübarek Ramazan ayini tebrik ederim.

Mübarek Ramazan Ayina has RAHMET BEREKET VE MAGFIRET ile hemhal olman dileklerimle….

Bembeyaz yagan bir karin, ne yasanmissa yasansin, gecmisin tüm hatalarini örtügü gibi Ramazan ayinin da senin tüm hatalarini örterek hayirli yeni bir gelecek umud dolu yeni bir baslangica vesile olmasini dilerim ….

Gün batar usul usul…Kararir Gece… Yeniden dogar hersey….” Her sey bitti” dedigin bir anda Mübarek Ramazan ayinin Gönlünde Huzur kokulu bir Gül kök salmasina vesile olmasi temennilerimle….

Dostluklarin sevgi ile beslendigi bu Mübarek Ramazan ayinda gönlünün sevgi ile dolup tasmasini dilerim…

Ramazan Bayramı Mesajları

Filed Under (Bayram Mesajları, Bayram Sözleri, Güzel Mesajlar, Ramazan Bayramı Sözleri, Ramazan Diyetleri, Ramazan Özel) by Güzel Sözler on 04-08-2011

Bir avuç dua, bir kucak sevgi, sıcak bir mesaj, kapatır mesafeleri birleştirir gönülleri kalbiniz nur, haneniz huzur dolsun,Bayramınız mübarek olsun.

Kalpler vardır sevgiyi yaşatmak için, insanlar vardır dostluğu paylaşmak için ve bayramlar vardır sevgi ile kucaklaşmak için.Bayramınız kutlu olsun.

Tüm yürekler sevinç dolsun, umutlar gercek olsun,acılar unutulsun,dualarınız kabul ve bayramınız mübarek olsun.

Bayramlar berekettir,umuttur,özlemdir.Yarınlar niyettir ve duaların kabül olsun , sevdiklerin hep seninle olsun Bayramınız Kutlu Olsun.

Yüreğine damla damla umut, günlerine bin tatlı mutluluk dolsun.Sevdiklerin hep yanında olsun, yüzün ve gülün hiç solmasın Bayramın Kutlu Olsun

Ramazan Bayramı Mesajları, Sözleri

Filed Under (Ramazan Özel) by Güzel Sözler on 14-09-2009

RAMAZAN BAYRAMINI DOYA DOYA YASAYALIM. HAYIRLI BAYRAMLAR! HER SEYE KADIR OLAN YUCE ALLAH, BIZLERI, DOGRU YOLDAN VE SEVDIKLERIMIZDEN AYIRMASIN! HAYIRLI VE BEREKETLI RAMAZAN BAYRAMLARI DILEGIYLE.

KUSKUNLERIN BARISTIGI, SEVENLERIN BIR ARAYA GELDIGI, RAHMET VE SEFKAT DOLU GUNLERIN EN DEGERLILERINDEN OLAN RAMAZAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.

BAYRAMLAR O KADAR BUYULUDUR KI, GELISI BUTUN BIR YIL BEKLENIR VE GIDISINDEKI KEDER DE ANCAK BOYLE BIR IKINCI GELIS UMIDIYLE HAFIFLER. RAMAZAN BAYRAMINIZIN DA BOYLE BIR NESEYLE GELMESI VE TUM AILENIZI SEVINCE BOGUP EVINIZE BEREKET GETIRMESI DILEGIMIZLE. IYI BAYRAMLAR!

MUBAREK RAMAZAN BAYRAMI TUM ULUSUMUZA KUTLU OLSUN. ALLAH TUM INANANLARA NICE HUZURLU, BEREKETLI BAYRAMLAR NASIP ETSIN.

BAYRAMLAR,MILLI VE DINI DUYGULARIN, INANCLARIN, ORF VE ADETLERIN UYGULANIP SERGILENDIGI, BIR TOPLUMDA MILLET OLMA SUURUNUN SEKILLENDIGI, KUVVETLENDIGI GUNLERDIR. HEP BIR ARADA, SEVGI DOLU VE HUZURLU NICE BAYRAMLAR GECIRMEK DILEGIYLE, RAMAZAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN!

BAYRAMLAR, INSANLAR ARASINDAKI KARSILIKLI SEVGI VE SAYGININ PERCINLENDIGI GUNLERDIR. BAYRAMLAR, INSANLARIN BIRBIRLERIYLE OLAN DARGINLIKLARINI UNUTTUKLARI, BARISTIKLARI, KARDESCE KUCAKLASTIKLARI GUNLERDIR

MUBAREK RAMAZAN BAYRAMINIZI TEBRIK EDER HAYIRLARA VESILE OLMASINI DILERIZ. BUHAYIRLI GUNDE DUALARINIZ KABUL OLSUN. DUALARINIZI EKSIK ETMEYIN…

BENIM OMRUMDE IRMAKLAR VARDIR SULARINDA HAYALLERIMI YUZDURDUGUM, BENIM OMRUMDE SEVDIKLERIM VARDIR BAYRAMLAR AYRI GECINCE UZULDUGUM. BAYRAMINIZ MUBAREK OLSUN!

HEYECAN VE OZLEMLE BEKLENEN KUTSAL RAMAZAN BAYRAMI GELDI, HOSGELDIN. MUBAREK BAYRAM ULUSUMUZA SAGLIK, HUZUR, MUTLULUK, BOLLUK VE BEREKET GETIRSIN. HAYIRLI BAYRAMLAR DILEGIYLE.

SEMA KAPILARININ ACIK OLDUGU BUGUNDE HEYBENIZDE TOHUM TOHUM DUA MENEKSELERI SACMANIZ TEMENNISIYLE HAYIRLI BAYRAMLAR.

BUGUN SEVINC GUNU, KEDERLERI BIR YANA BIRAKIP MUTLU OLALIM. RAMAZAN BAYRAMINI DOYA DOYA YASAYALIM. HAYIRLI BAYRAMLAR! HER SEYE KADIR OLAN YUCE ALLAH, BIZLERI, DOGRU YOLDAN VE SEVDIKLERIMIZDEN AYIRMASIN! HAYIRLI VE BEREKETLI RAMAZAN BAYRAMLARI DILEGIYLE.

Ramazan bayramı sözleri ramazan bayramı mesajları bayram mesajları bayram sözleri ramazan sözleri ramazan bayramı msjları ramazan bayramı mesajı ramazan bayramı sms mesajları

Iste Ramazan Diyeti!

Filed Under (Ramazan Diyetleri, Ramazan Özel) by editor2 on 06-09-2009

İFTAR:

 

1 zeytin ya da 1 hurma ile oruç bozulacak, sonra 1 bardak ılık, yarım tatlı kaşığı ballı – az limonlu su içilecek.

 

Ardından 1 kâse sebze çorbası az sıvı yağlı (domates, posalı mercimek, tarhana)

 

3–4 dakika ara verilecek, sonra bol beyaz protein (tavuk, balık, hindi, light yoğurt, taze az yağlı peynir, 3 yumurta beyazı ve 1 sarısı ile yapılmış – maydanozlu, lorlu omlet) gibi…

 

10 günde bir yağsız kırmızı et yenilebilir.

 

Bol yeşil salata (domates, patates, havuç yok ) ya da Sebze kavurma (şekersiz sebzeler )

 

ARA:

 

2-3 saat bekledikten sonra

 

2-3 parmak taze dil peyniri

 

1 yeşil elma (kabuklu) , 1 kivi , 3–4 adet ceviz içi ya da 10-11 adet fındık

 

SAHUR:

 

5–6 kaşık soyalı müsli

 

1 bardak ılık light süt , 2 tatlı kaşığı keten tohumu

 

Ardından 1 adet yeşil elma (kabuklu)


 

* Haftada 1 iftar serbest

 

* Haftada 1 ara öğünde cevizli güllaç

 

* Haftada 1sahur birinde; ıspanaklı ya da pırasalı börek, birini de hafif kahvaltı ya da taze kaşarlı kepekli ekmeğe ya da çavdar ekmeğine tost , yeşil elma

 

Arada bol sıcak su ve Detoks çayı içmeyi unutmayın !..

Ramazan Mesajları – Ramazana Özel Mesajlar

Filed Under (Ramazan Özel) by Güzel Sözler on 25-08-2009

Çok güzel ramazan mesajları , ramazanda eşiniz ve dostunuz kimselere atabileceğiniz nadide bir kaç Ramazan mesajı.Beğeneceğinizi umuyoruz..

- Mübarek Ramazan Ayi Kalbini O’nun yoluna koymayi Ellerini daim O’nun dergahina acmaya vesile olsun..
- Mübarek Ramazan Ayi Kalbine önce bulut olsun yagmak icin… Sonra yagmur olsun ilahi sevgiyi yesertmek icin…
- Mübarek Ramazan Ayi “O vermek istemeseydi ISTEMEK vermezdi” gercegi dogrultusunda Ruhunda olusan hayr Dua isteginin kabulune vesile olsun….
- Mübarek Ramazan Ayi ; sana Vücudunun sihhat ve selameti olan “az yemege”…. Ruhunun sihhat ve selameti olan “günahsiz olmaya”….. dininin sihhat ve selameti olan “Peygamber Efendimizin güzel ahlakina sahip olmaya” vesile olsun….
- Mübarek Ramazan Ayina has RAHMET BEREKET VE MAGFIRET ile hemhal olman dileklerimle….

İftar Mesajları Kısa iftar Mesajları, en güzel iftar Mesajları, iftar Mesajları, iftar resimler, iftar nickler, iftar Smsler, Güzel iftar Yazılar, harika iftar Mesajları, güzel yeni iftar Mesajları, Güzel iftar Mesajları

Filed Under (Ramazan Özel) by Güzel Sözler on 22-08-2009

İftar Mesajları Kısa iftar Mesajları, en güzel iftar Mesajları, iftar Mesajları, iftar resimler, iftar nickler, iftar Smsler, Güzel iftar Yazılar, harika iftar Mesajları, güzel yeni iftar Mesajları, Güzel iftar Mesajları

Tuttuğunuz Oruç Kıldığınız Namaz iftar Sofranıza Bereketi Getirsin Hayırlı iftarlar oLsun.

Güzel ve iman dolu bu ayda gözlerinizde ışık sofralarınızda iftar bereketi eksik olmasın iyi iftarlar diliyorum.

Güzel Ayın Güzel insanları Sofralarınızdan bereket Kalplerinizden iman ışığı asla eksilmesin iftarınızı ALLAH kabul etsin.

bereketin zengiligi kalbinize ve sofralarınıza yansısın Hayırlı iftarlar.

11 Ayın Sultanı Evinize Huzur Sofranıza Bereket Kalbinize iman versin Hayırlı iftarlar.

iftarınız güzel Kalbiniz Huzur Dolsun Ramazan Ayını Mübarek Olsun.

Küçük bir sofrada büyük mutluluklar paylaşalım bu ayda hepimiz bir olalım ALLAH a şükredelim soframızı bereketlendirelim Hayırlı iftarlar.

Az Ama Zengin Sofralarından Daha Güzel Ve Nefis Tadlar Sizlerle Olsun iftarınız güzel Olsun.

Kalplerimiz 1 Oldu Bu Ay Birlikte Hareket ediyoruz bu Ay Birlikte yemek yiyoruz birlikte hayat suyunu içiyoruz bu ay bizim ayımız hayırlı iftarlar.

Yağmur Taneleri kadar bereketli Zemzem Suyu Kadar tatlı iftarlar diliyorum sofranıza hayırlı iftarlar..

Yanınızda Olmasakta birlikte oruç açamasakta gönüllerimiz bir duygularımız aynı amacımız belli Şükrediyoru ALLAH a Hayırlı iftarlar diliyoruz bu mesajı okuyanlara.

bir lokma ekmeğin tadı iftarda çıkar tatlı tatlı bir bardak suyun değeri iftarda gösterir kendini Şükür edelim ALLAH a Bu Mübarek günde geçti.

En Bereketli ve Güzel iftar Anı Sizinle Olsun Hayırlı ve güzel iftarlar.

Sahurdaki Bereket iftardaki Sofranıza iftar Sofranızdaki Bereket Sahur Sofranıza yansısın Hayırlı ramazanlar.

Bütün Güzel Tatlar Sofranızda Birleşsin hayırlı iftarlar diliyorum.

Oruçla iman dolan bedenlerimizin iftarla güçlenmesini diLerim Hayırlı iftarlar.

Ramazan Ayının Güzelliği Kalplerinizde Gökyüzündeki Yağmurun Bereketi Evinizde Sofralarınızda Olsun Hayırlı ramazanlar ve iftarlar diliyorum.

Güzel Anımlar paylaştıkça Ve Aynı Sofrada Oldukça Daha Güzel Olur Bu Güzel Ayda Anılar Kalıcı Sofranız Halil ibrahim Bereketinde Olsun Hayırlı iftarlar.
 

ramazan ayı sözleri ramazan ı şerif ramazan bayramı mesajları güzel ramazan sözleri ramazanla ilgili güzel sözler ramazan bayramı güzel sözler ramazan özel ramazan bayramı sözleri

Filed Under (Ramazan Özel) by Güzel Sözler on 22-08-2009

ramazan ayı sözleri ramazan ı şerif ramazan bayramı mesajları güzel ramazan sözleri ramazanla ilgili güzel sözler ramazan bayramı güzel sözler ramazan özel ramazan bayramı sözleri

Güzel-sözler.gen.tr – sitemizde sizden gelen güzel komik anlamlı özel ramazan’a dair herşeyi yayınlayabiliriz, siz yazın biz yayınlayalım yolladığınız gibi. en güzel en özel ramazan sözlerini siz yazın biz yayınlayalım, herkese hayırlı ramazanlar.

resimli hadisler arapca hadisler hadislerin anlami kuran meali güzel ahlak imanli insan peygamberler tarihi resullah Resimli arapça hadisler ve anlamları

Filed Under (Ramazan Özel) by Güzel Sözler on 21-08-2009

Resimli arapça hadisler ve anlamları

Resimli arapça hadisler ve anlamları

hadisler ve anlamları

Hz.Peygamber (s.a.v.) buyurdu : “Sizden biriniz, ben kendisine babasından, çocuğundan ve tüm insanlardan daha sevimli olmadıkça ( tam ) iman etmiş olamaz.
Hz.Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
”Müslüman , Müslümanların elinden ve dilinden güvende olduğu kimsedir.
Muhacir’de Allah’ın yasakladığı şeyleri bırakan kimsedir.”
Hz.Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: ” İlmin kaldırılıp cehaletin kökleşmesi, zinanın ortaya çıkması, şarabın içilmesi kıyametin belirtilerindendir.”
Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” Namazınızın bir kısmını evlerinizde kılınız.Oraları kabirlere çevirmeyiniz.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” İkindi namazını kaçıran kimse, sanki ailesi ve malı gasbedilip kaybedilen kimse gibidir.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur : ” Kim bir namazı kılmayı unutursa hatırladığında kılsın.Unutulan bu namazın bundan başka yapılacak kefareti yoktur.( Beni hatırlamak için namaz kıl.”Taha 14”)
Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” Kim Allah için hacceder ve bu arada
kötü söz söylemez, günah işlemez ise hac’dan annesinden doğduğu
günkü gibi (günahsız olarak) döner ” buyurmuştur.
Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” Ramazan ayı girdiğinde semanın kapıları açılır, cehennemin kapıları kilitlenir, şeytanlarda zincire vurulur.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” İnsanlara öyle bir zaman gelir ki, bu zamanda bir kişi ele geçirdiğinin helalinden midir, yoksa haramdan mıdır? olduğuna hiç aldırmaz.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” Sizden biriniz döğüştüğünde yüze vurmaktan sakınsın.” buyurmuştur.

Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” Şüphesiz sizin en iyiniz ahlak bakımından en iyi olanınızdır.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” Allah sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil kalplerinize bakar.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” Bir kul can çekişmeye başlamadıkça Allah onun tevbesini kabul eder.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” Allah hayrını dilediği kimseyi günahlarını bağışlamak ve derecesini yükseltmek için sıkıntıya sokar.” buyurmuştur.

Hz.Peygmber (s.a.v.) : ” Cennet size ayakkabınızın bağından daha yakındır. Cehennemde öyledir.” buyurmuştur
Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” Allah’ım senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği isterim.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” Yarım hurma ile olsa da ateşten korunun.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” Kişinin Müslümanlığının güzelliği, kendini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi iledir.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” Sarhoşluk veren tüm şeyler haramdır.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” Sizin en hayırlınız Kur’an-ı öğrenen ve öğretendir.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” Kim bizim şu dinimizde bulunmayan bir şeyi ortaya koyarsa, bu koyduğu şey kabul edilmez.” buyurmuştur.

Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” Mü’mine zarar veren veya hile yapan mel’undur.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır konuşsun ya da sussun.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” İki nimet vardır ki, insanların çoğu onlar hususunda aldanmıştır.Sıhhat ve boş vakit.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” Kim bana itaat ederse, muhakkak ki Allah’a itaat etmiş olur.Kim bana isyan ederse, Allah’a isyan etmiş olur.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” Allah’ım günahımı bağışla, evimi genişlet, rızkımı bereketlendirip çoğalt.” diye dua etmiştir.
Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” Aldatan bizden değildir.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” Müşriklere karşı mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihat ediniz.” buyurmuştur.

Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” Çok güçlü olan kimse insanlarla çok güreşip, onları yenen değildir.Asıl güçlü olan;hiddetlendiği zaman hiddetini yenendir.” buyurmuştur
Hz.Peygamber (s.a.v. ) : ” Kıyamet günü bana inananların en yakını,bana en çok salavat okuyandır.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber (s.a.v.) : ” Sizin en hayırlınız borcunu en güzel şekilde ödeyendir.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Dünya mü’mine hapishane, kafire cennettir.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Kişi ile şirk arasında ( fark ) namazın terki gibidir.” buyurmuştur.

Hz.Peygamber ( s.a.v.) :” Allah’ım şikak ( haktan ayrılıp,bölünmek) tan, nifaktan ve kötü ahlaktan sana sığınırım.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Sübhanallahi vebihamdihi,sübhanallahil azim : Rahmana sevimli, dile kolay, mizanda ağır gelen iki kelimedir.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Koğuculuk yapan cennete giremez.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Bir kimse, birisine fasık veya kafir ithamında bulunurda, bu kimse böyle değilse ithamı kendisine döner.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Sizler idareciliğe düşkün olacaksınız, ama bu kıyamet günü pişmanlık olacaktır.Süt emziren(bu halde iken) ne güzeldir.Sütten kesende(bu halde iken) ne kötüdür.” buyurmuştur. (Açıklama: Süt emziren süt kesen mecazi bir ifadedir. Bundan maksat iradeciliğin başlangıcı güzel ve hoş görünebilir, ancak bundan ayrılıp sütten kesilme gibi kötü ve hoş değildir.)
Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Cehennem nefse hoş gelen şeylerle perdelenmiştir.Cennet ise nefse hoş gelmeyen şeylerle perdelenmiştir.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Müslümana sövüp kötü sözler söylemek fasıklıktır.Onunla savaşmak ise küfürdür.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Zina eden bir kimse, mü’min olduğu halde edemez.Bir kimse mü’min olduğu halde içki içemez, hırsızlık yapan, mü’min olduğu halde hırsızlık yapamaz.” buyurmuştur.
Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Ashabıma sövmeyiniz, kötü söz söylemeyiniz, dil uzatmayınız.Eğer biriniz Uhud dağı kadar altın sadaka verse, onların verdiği ne bir avuç sadakaya ne de yarısına eşittir.” buyurmuştur.

Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Kendileri hayatta iken üzerlerine kıyametin koptuğu kimseler, halkın en kötüleridir.” buyurmuştur

Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Kim Allah yolunda savaşa çıkan kimseyi donatırsa, o da savaşa çıkmış demektir.Kim Allah yolunda savaşa çıkan bir kimsenin geride kalanlarıyla güzelce ilgilenire, o da savaşa çıkmış demektir.” buyurmuştur.


Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Cennete baktım, cennetliklerin en çoğunun fakirler olduğunu gördüm.Cehenneme baktım, cehennemliklerin en çoğunun kadınlar olduğunu gördüm.” buyurmuştur.


Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Kim ödemek maksadıyla insanların mallarını (ödünç) alırsa, Allah ona bunu ödetir.Kim ödemeyip telef etmek maksadıyla alırsa Allah’ta onu telef eder.” buyurmuştur.

Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Kim yeryüzünden bir şeyi haksız yere alırsa, aldığı şey yedi kat yere kadar boynuna sarılır.” buyurmuştur.

Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Her kul öldüğü hal üzere diriltilir.” buyurmuştur.

Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Saflarınızı düzeltin.Yoksa Allah yüzlerinizi ayrı ayrı yönlere çevireceğini kesinlikle bilin.” buyurmuştur.

Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Münafığın alameti üçtür:1- Konuştuğu zaman yalan söyler. 2- Söz verdiği halde sözünde durmaz.3- Kendine emanet verildiğinde hıyanet eder.” buyurmuştur.

Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Cibril durmadan komşu hakkı konusunda bana tavsiyede bulunuyordu.Öyle ki:Yakında komşuyu komşuya varis kılacak sanmıştım.” buyurmuştur.

Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Büyük günahlardan bazıları şunlardır:Allah’a şirk koşmak, ebeveyne karşı gelmek, cana kıymak ve yalan yere yemin etmektir.” buyurmuştur.

Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Kıyamet gününde müezzinlerin boyları herkesten uzun olacaktır.” buyurmuştur.


Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Ezanı işittiğiniz zaman, müezzinin söylediğini tekrar ediniz.” buyurmuştur


Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Bir kimse ramazanın faziletine inanarak ve mükafatını umarak oruç tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” buyurmuştur


Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Allah yolunda şehit olmayı canı gönülden isteyen kimse, şehit olmasa da şehitlik sevabına nail olur.” buyurmuştur.


Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” İlim tahsili için sefere çıkan kimse, evine dönünceye kadar Allah yolundadır.” buyurmuştur.

Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Muhakkak Allah şu Kur’an la (amil olan) kavimleri yüceltir ve onun izinden gitmeyenleride alçaltır.” buyurmuştur.


Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Kişi dostunun dini üzeredir.O halde sizden biri dost edineceği kimseye dikkat etsin.” buyurmuştur


Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Sizden her kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin.Ona gücü yetmiyorsa diliyle değiştirsin.Buna da gücü yetmiyorsa kalbiyle buğzetsin.Bu ise imanın en zayıf olması halidir.” buyurmuştur.


Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Evimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir.Minberimde (cennetteki Kevser) havzının üzerindedir.” buyurmuştur.

Hz.Peygamber ( s.a.v.) : ” Ölülere kötü söz söylemeyiniz.Çünkü onlar önceden gönderdikleri amellerine kavuşmuşlardır.” buyurmuştur.

Hz. İsa Hz. Muhammed A.F.Y Muhammed İkbal Byron Cüneyd-i Bağdadi Yunus Emre Fransız Atasözü Demokritos Montesquieu Conficius Hafız Alexandre Dumas Fils David Starr Jordan Mevlâna Ralph Waldo Emerson Hızır Caferi Sadık İtalyan Atasözü Şeyh Hariri Hacı Bektaş Veli Richard Bach Freud Kenan Rifai Hz. Ali Hallac-ı Mansur Muhammed İkbal Hz. ömer Hz. hamza Şibli Hallac-ı Mansur Victor Hugo Firdevs

Filed Under (Ramazan Özel) by Güzel Sözler on 21-08-2009

Hz. İsa Hz. Muhammed A.F.Y Muhammed İkbal Byron Cüneyd-i Bağdadi  Yunus Emre Fransız Atasözü Demokritos Montesquieu Conficius Hafız  Alexandre Dumas Fils David Starr Jordan Mevlâna Ralph Waldo Emerson Hızır Caferi Sadık İtalyan Atasözü  Şeyh Hariri  Hacı Bektaş Veli Richard Bach Freud  Kenan Rifai Hz. Ali Hallac-ı Mansur Muhammed İkbal Hz. ömer Hz. hamza  Şibli  Hallac-ı Mansur Victor Hugo Firdevs

  201- “Demir tavında iken (sıcakken) dövülür.”Fransız Atasözü

202- “Selamet ül-insan fi hıfz il-lisan. (İnsanın selameti dilini tutmasıdır.)”Hz.Muhammed

203- “El-aceletü min eş-şeytan. (Acele işe şeytan karışır.)”Hz.Muhammed

204- “Hayr el-umur evsatuha. (Her şeyin iyisi ortada olandır, itidal)”Hz.Muhammed

205- “El-intizar eşeddü minen-nar. (Beklemek ateşten beterdir.)

Hz. Muhammed

206- “Adaletsizliği işleyen, çekenden daha sefildir.”

Eflâtun

207- “Haklı olduğunuza inanıyorsanız, sakin olmayı başarabilirsiniz.” Bud Holiday

208- “Ceza kaldırılabilir; ama suç insanın içinde sonsuza kadar yaşar.”

 

 

Ovidius

209- “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan..”

Pir Sultan Abdal

210- “Güzellik giyinenlerin süslüğü ile oluşmaz; bilgi ve terbiye ile güzel olunur..”

Hz-Ali

211- “Aslanların gencine sataş da, yaşlısına yaklaşma.”

Shakespeare

212- “Gençlerin gençlerle, yazın yazla, dökülen yaprakların dökülen yapraklarla olması gerek.”

John Gaisworty

213- “Yaşamak bir şölendir. Bu şölene çağrılan kimseler pek çoksa da, masaya oturmayı başaranlar pek azdır.”

Darwin

214- “Pek az insan başkalarının deneylerinden yararlanmayı bilecek kadar akıllıdır.”

Voltaire

215- “Selamet, muhalefeti ve ilmin, ayrılmayı gerektirdiği şeye girmeyi terketmek suretiyle selameti arayanın arkadaşıdır…”

Cüneyd-i Bağdadi

216- “Kerem, dünyayı ona muhtac olana vermen ve kendisine muhtac olduğun Allah’a yönelmendir..”

Ebu Hafs

 

217- “Verdiğini hatırlayan ve kalbinden geçiren kimse seha (cömertlik) ismine layık değildir..”

Hz.Muhammed

218- “Arz, Adem oğluna der ki; Sen benimle bizim aramıza bir örtü koyuyorsun, halbuki sen yarın benim karnıma gireceksin..”

Hz.Muhammed

219- “Allah, sana göğe bakmaktan, kendisine işaret edilmekten daha yakındır..”

Serrac

220- “Mü’min’in ferasetinden sakının, çünkü o Allah’ın nuruyla bakar..”

Hz.Muhammed

221- “Tasavvuf, Hakk’ın seni senden öldürmesi ve seni kendisiyle diriltmesidir..”

Cüneyd-i Bağdadi

222- “Aklın saf dışı edildiği yerde, zekânın ürünleri yenir; ama meyve zehirleyici de olabilir!.”

Ahmed Hulûsi

223- “Tedavi için başvurduğumuz çarelerin en iyisi kan aldırmaktır..”

Hz.Muhammed

224- “Sen Halktan gerçeği gizledin, onlar seni şeref mevkiine oturttular. Ben ise onlara gerçeği söyledim, beni taşladılar..”Cüneyd-i Bağdadi

225- “Herkes ne için yaratılmışsa o, kendisine kolaylaştırılacaktır..”

Hz.Muhammed

226- “Var veya yok, nefyedilen veya baki olan benim,

Hissedilen, vehmedilen, yılan ve efsuncu benim…

Benim bağlanan ve çözülen, içilen, hem de saki,

Hazine, fakir de benim, hallakım, halkım da benim…”

Abdulkerim Ceyli

227- “Şüphe, doğruyu bulduran bir duygudur..”

A.F.Y

 

 

228- “Bir hatayı iki defa tekrarlamayan, en mükemmel insandır..”

Albert Einstein

 

 

 

 

 

 

 

 

229- “Şerrin hayrı, şer olduğunun anlaşılmasıdır.”

A.F.Y

 

 

 

230- “Cehennem yolunun taşları iyi niyetle örülmüştür.”

 

 

Ahmed Hulûsi 

 

231- “Peşin hükümlülüğün samimiyet kavramında asla yeri olmaz.”

A.F.Y

 

 

 

232- “Biri sana sırtını çevirirse üzülme, böylece dostunla düşmanını ayırt etmiş olursun..”

Hz-Ali

233- “Egoistlerin en iyi tarafı sürekli kendilerinden bahsettiklerinden gıybet yapmamalarıdır.”

Lucille S. Harper

234- “Tecrübelerimizle biliyoruz ki kimse tecrübelerden ders almıyor.”

George Bernard Shaw

235- “Yoldaşı asil düsünceler olan asla yalnız değildir.”

Philip Sidney

236- “Okunacak en büyük kitap insandır..”

Pir Haci Bektasi Veli

237- “Bekleyebilen için herşey iyi sonuç verir.”

Tolstoy

238- “Batıni müşahade, zahirdeki değerlendrmeyle netleşir.”A.F.Y

239- “Hile yapanın başarısı, asla süre gitmez..”

Ahmed Hulûsi 240- “İnsanlara baş olup, hükmetme duygusu “emmare” nin dışa vurmasından başka bir şey değildir!.”

Ahmed Hulûsi 241- “Sarhoşlarda tadıp şarap bir hoş surete büründü,

Sarhoşlarda ayan oldu, göründü perdelerinden…”

Abdûlkerim Ceyli

 

 

242- “İnsan ne kadar az düşünürse o kadar çok konuşur..”

Montesquieu

243- “Bir peşin hükmü yok etmek, bir atomu parçalamaktan daha zordur..”

Albert Einstein

244- “Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür, ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez..”

Leo Tolstoy

245- “İnsan, sevdiği kimse ile beraberdir..”

Hz.Muhammed

 

 

246- “Arar idim Allah’ı buldum.. Buldum da ne oldu?..”

Yunus Emre

247- “Emanet ehline verilmez ise, o topluluğun kıyameti yakındır..”

Hz.Muhammed

248- “Bilinenin ispatı gerekmez..”

AFY

 

 

249- “Duygular ön planda ise yaşam gerilerdedir.”

A.F.Y

250- “İnd-i Sânî’de, bütün mahlûk TEK bir NOKTADIR; Kâinâtın cümlesi bu, NOKTA da bir NÜKTEDİR!..”

Ken’ân Rifâî

251- “Aşikârdır Zât-ı Hak, görmeyi bir dilesen!..

   ‘BEN’liğidir var olan, adını silebilsen!..

   Düşünürsün ki varsın, oysa bu varsayımın…

   Zât-ı Hak’tır varlığın, “NEFS”ini görebilsen!..”

Ahmed Hulûsi

 

 

252- “Cömertlikte yardım etmede akar su gibi ol

   Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,

   Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol..

   Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,

   Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol,

   Hoşgörülükte deniz gibi ol,

   Ya olduğun gibi görün,

   Ya göründüğün gibi ol….”

Mevlâna

253- “Zuhur, zuhura ve tecelliye perdedir.”

A.F.Y

254- “Ayakkabılarım olmadığı için üzülürdüm, ta ki sokakta ayakları olmayan adamı görene kadar”

Balzac

255- “Samimi olmayı vaadedebilirim; tarafsız olmayı asla.”

Geothe

256- “Sormaz ki bilsin sorsa bilirdi, bilmez ki sorsun bilse sorardı.”

Sadi

257- “Yenileceğinden korkan, daima yenilir.”

Yıldırım Beyazıt

258- “Tohum ek, vermezse toprak utansın.”

Necip Fazıl

259- “Felaket kabarık dost sayısını sıfıra indirir.”

W.Shakespeare

260- “Felaketin bir iyliği varsa, hakiki dostlarımızı tanıtmasıdır.”

Balzac

261- “Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur.”

Hyman Rickover

263- “Öyle horozlar vardır ki, öttükleri zaman güneşin doğduğunu sanırlar.”

H. Dunant

264- “Zaman paraya benzer, lüzümsuz yere sarfedilmedikçe daima yeter.”

 

 

 

 

Conficius 265- “Derin olan kuyu değil, kısa olan iptir.”

 

 

Conficius 

 

266- “Sizden hiçbiriniz, nefsini hakir (küçük) yapmasın”

Hz. Muhammed

267- “Kim Cuma günü selameti bulursa, diğer günlerde de bulur”

Hz. Muhammed

268- “Yolculuk edin sıhhat bulursunuz”

Hz. Muhammed

269- “Mekke kalma ve oturma yeri değildir. Hac ibadetini yerine getirdikten sonra Mekke de kalma süresi 3 gecedir”

Hz. Muhammed

270- “Yolculuk azaptan bir parçadır”

Hz. Muhammed

271- “Biriniz yolculuğa ait işini bitirince ailesinin yanına dönmeğe acele etsin”

Hz. Muhammed

272- “Hac ve Umreye gidenler Allahın elçileridir”

Hz. Muhammed

273- “Hac, zayıf olan her kişinin cihadıdır”

Hz. Muhammed

274- “Sen babanın yerine hacca git. Hayrın arttıramazsan, şerrini de arttıramazsın”

Hz. Muhammed

275- “Bana diğer Resûllerden farklı üç şey verildi;

1) Ganimetler bana helal kılındı

2) Bana şefaat etme yetkisi verildi

3) Nebiler bir kavme iken ben bütün insanlara nebi olarak baas olundum.. (gönderildim)”

Hz. Muhammed

276- “Rüya Allah’tan, Hilm Şeytandandır”

Hz. Muhammed

277- “Dünya uyuyanın rüyası gibidir”

Hz. Muhammed

278- “Onu inkar edenin veya hafif görerek terk eyleyen kimsenin Allah iki yakasını bir araya getirmesin ve işlerini tamam etmesin” (Cuma namazı ile ilgili)

Hz. Muhammed

279- “Tabi kendileri için Adil ve Zalim bir imam bulunupta, Cuma kılmak imkanı varsa, bilmiş olunuz ki, o kimsenin başka namazı yoktur.”

Hz.Muhammed

280 “Resüller, Nebiler miras bırakmaz, onların bıraktıkları, sadakadır”

Hz. Muhammed

281- “İbrahim benim oğlumdur. O memede iken öldü. Onun iki tane süt annesi vardır. Süt müddetini cennete tamamlayacaktır.”

Hz. Muhammed

282- “Onlar, o kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah zikredilir”

Hz. Muhammed

283- “Allah’tan Firdevs Cennetini isteyin, O Rahmanın arşına dayanır, bütün ırmaklar ondan çıkar”

Hz. Muhammed

284- “Beraat gecesinde, doğanlar, ölenler, rızıklar, hatta hacca gidenler belirlenir”

Hz. Muhammed

285- “Siyah cehennem ehlinin boyasıdır”

Hz. Muhammed

286- “Ahir zamanda sakalını siyaha boyayanlar çıkacaktır ki onlar cennet kokusu alamayacaklardır”

Hz. Muhammed

287- “Gençlerin en hayırlısı kendini yaşlılara benzeten, ihtiyarların en şerlisi kendini gençlere benzetendir”

Hz. Muhammed

288- “Hayatı komedi sayanlar son espiriyi iyi düşünsünler.”

Seneca

289- “Başkalarından üstün olmamız önemli değildir. Önemli olan; dünkü halimizden üstün olmamızdır.”

Seneca

290- “Eğer siz Newton’sanız başınıza düşen ELMA bir aksilik değildir.”

Zukianos

291- “Kaptanın ustalığı deniz durgunken anlaşılmaz.”

Zukianos

292- “Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür.”

Eflâtun

293- “En büyük zafer insanın kendine hakim olmasıdır.”

Eflâtun

294- “Öl ve ol! işte bunu bilmiyorsan zavallı bir misafirsin karanlık yeryüzünde.”

Geothe

294- “Söyleyecek sözü olmayan yüksek sesle konuşur.”

Conficius

295- “Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen cevizin hepsini kabuk zanneder.”

Gazâli

296- “Sakladığın bir sır senin esirindir. Açığa vurursan sen onun esiri olursun.”

Hz. Ali

297- “Sabır; yüzünü ekşitmeden acıyı yudumlamaktır.”

Cuneyd-i Bağdadi

298- “Ne kadar az bilirseniz o kadar şiddetle mudafa edersiniz.”

Berthard Russel

 

 

 

299- “Ey Allah’ım senin dininin gayretiyle ve senin hoşnutluğunu sağlamak için beni katletmek üzere toplanan kullarını afveyle! ve merhamet eyle!. Çünkü aşikardır ki, eğer bana ilham ettiğini onlara ilham etseydin, onlar yaptıklarını yapmayacaklardı; eğer sen onlardan gizlemiş olduğun şeyi benden gizlemiş olsaydın, ben bu elemlerle muzdarip olmayacaktım.”

Hallac-ı Mansur

 

 

300- “CÜCE dağa da çıksa CÜCE’dir. DEV kuyuya da girse DEV’dir

Kuranı Kerimdeki Surelerin Mealleri..( Türkçe Anlamları)

Filed Under (Ramazan Özel) by Güzel Sözler on 21-08-2009

fatiha suresi

1 – Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle.

1:2 – Hamd o âlemlerin Rabbi,

1:3 – O Rahmân ve Rahim,

1:4 – O, din gününün maliki Allah’ın.

1:5 – Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti. (Ya Rab!).

1:6 – Hidayet eyle bizi doğru yola,O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil.

1:7 – O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil.

TAĞUT

Filed Under (Ramazan Özel) by Güzel Sözler on 21-08-2009

TAĞUT
 

Azgın, sapık, kötülük ve sapıklık önderi, zorba, şeytan, put, puthane, kâhin, sihirbaz. Allah’ın hükümlerine sırt çeviren kişi ve kuruluşların tümü. Arapça “Teğa” kökünden türetilmiş olup kelimenin masdarı olan “Tuğyan” Allah Teâlâ’ya isyan etmek anlamına gelmektedir.

 

Allah’ın indirdiği hükümlere muhalif olan ve onların yerine geçmek üzere hükümler icad eden her varlık tağuttur.

 

Tağut, Allah (c.c)’a karşı isyan etmekle beraber O’nun kullarını kendisine kul edinmek gayretinde olandır. Bu ise şeytan, papaz, dinî veya siyasî lider veyahut da kral olabilir. Bu sebepten dolayı bir insanın müslüman olabilmesi için tağutu reddetmesi gerekmektedir.

 

Tağut kelimesi aslında çoğul manâsı taşımaktadır. Çünkü Allah (c.c)’ı inkâr eden, bir yerine birçok tağutun kulu olur. Bunlardan bir tanesi insanı çeşitli günahlara yönelten şeytandır. Diğeri, insanı ihtiras ve arzularının esiri kılan kendi nefsidir. Kezâ karısı, çocukları, hısım ve akrabaları, ailesi, arkadaşları ve milleti ile siyasî ve dinî liderleri ve hükümetleri gibi diğerleri de bulunmaktadır. Bütün bunlar o kimse için birer tağut olur ve o kişiyi kendi arzu ve ihtiraslarına esir etmek isterler. Bu pek çok efendilerin kulu olan kimse, tatminine bir türlü imkân olmayan bu tağutlardan her birini ayrı ayrı memnun etmek hayaliyle ömrünü boşa tüketir (Mevdudî, Tefhimu’l-Kur’an, Terc. Heyet, İstanbul 1986, I, 176)

 

Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerîm’de: “Andolsun ki biz her kavme “Allah’a ibadet edin, tağuta kulluk etmekten kaçının ” diye (tebliğ yapması için) bir peygamber göndermişizdir” (en-Nahl, 16/36), “İman edenler Allah yolunda cihad ederler, kâfirler ise tağut yolunda savaşırlar” (en-Nisa, 4/76) ayetleriyle müminlere tağut hakkında bilgi vermekte ve tağuta karşı takınmaları gereken tavrı açıklamaktadır. Alimler de tağut hakkında, ayet ve hadislerden çıkardıkları deliller çerçevesinde yaptıkları yorumlarla bu kavramı tefsir etmektedirler.

 

Bugün yeryüzünde yürürlükte olan rejimlerin hepsi, beşerî rejimlerdir ve hükümlerini kendileri koymaktadırlar. Dolayısıyla da Allah (c.c)’ın hükümlerine muhalefet etmektedirler. O halde bu rejimlerin hepsi “tağut” olarak isimlenir. Hatta kitlelere “en cazip ve hüsn-ü kabul gören bir rejim” olarak tanıtılan demokratik ve lâik rejimler de tağut hükmündedir.

 

Her ne şekilde olursa olsun, insanlar tarafından konulmuş ve Allah (c.c)’ın hükümlerine muhalefet eden hükümler “tağut” olarak isimlendirilirler.

 

Allah Teâlâ (c.c) Kur’an-ı Kerîm’de; “Sana indirilen Kur’an’a ve senden önce indirilen kitaplara iman ettik diye boş iddialarda bulunanlara bakmaz mısın? Onlar tağutun huzurunda muhakeme olmak (hükümlerine boyun eğmek) istiyorlar. Halbuki tağutu inkâr etmekle (tekfir etmekle, lânetlemekle) emrolunmuşlardı. Şeytan onları uzak bir sapıklığa saptırmak ister” (en-Nisa, 4/60) buyurmaktadır.

 

Bir kişi Allah (c.c)’a, peygamberlere, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve inanmakla mükellef olduğu bütün hususlara inandığını açıklasa, fakat demokratik, lâik, sosyalist, kapitalist vb. rejimlerden herhangi birinin hükümlerini kabul edip itaat ederse o kimsenin irtidadına (dinden çıktığına) hükmedilir. Zira insanları yaratan Allah Teâlâ’dan başkası, insanların nasıl idare olunacağı hususunda ve onların sosyal yaşamlarına yönelik hükümler koyma yetkisine sahip değildir. Çünkü hüküm koyan insan, o hükme tâbi olmasını istediği insanlardan üstün ve herhangi bir ayrıcalığa sahip değildir. Allah Teâlâ katında üstünlük, sadece takva iledir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ; “Şüphesiz ki sizin Allah katında en şerefliniz, takvaca en ileri olanınızdır” (el-Hucurat, 49/13) buyurmaktadır.

 

Kendisinde böyle yetkiler gördükten sonra, Allah Teâlâ’nın indirdikleriyle hükmetmeyip, heva ve hevesleri doğrultusunda hükümler koyanlar aynı zamanda “ilahlık” iddiası içindedirler. Dolayısıyla Allah Teâlâ’nın hükümleri dışında hüküm koyanlar ve o hükümlere tâbi olanlar da, tevhid akîdesinin dışına çıkıp kâfir olurlar. Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de: “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar, kâfirlerdir.” (el-Maide, 5/44) buyurmaktadır.

 

Tağutların hükümlerine göre yönetilen beldeler “Dâr’ul-Harp” durumundadırlar. Tağutun hüküm sürdüğü beldelerde yaşayan bütün müminlerin, din Allah’ın oluncaya, Allah’ın indirdikleriyle hükmedilinceye kadar cihad etmeleri farzdır. Bu cihaddan kaçıp, tağutun hükmüne razı olanlar ise, ister bilerek, ister bilmeyerek yapsın, kâfir olma durumundadırlar. Allah Teâlâ (c.c) bu hususta; “İman edenler Allah yolunda cihad ederler, küfredenler ise tağut yolunda savaşırlar” (en-Nisa, 4/76) buyurmakta ve müminin tağut karşısındaki yerini belirlemektedir.

 

Allah Teâlâ, Âdem (a.s)’dan, Resulullah’a (s.a.v) kadar bütün peygamberleri, insanları Tevhid’e, yani Allah’ın varlığına ve birliğine, ortağı olmadığına inanmaya; O’nun koyduğu hükümleri kabullenmeyerek kendi heva ve heveslerine göre hüküm koyma isteğinde olan “tağut”a karşı savaşmaya ve tağut kapsamına giren her şeye kulluk etmekten kaçınmaya çağırmaları için göndermiştir.

Nitekim Allah Teâlâ bu hususta; Andolsun ki biz her kavme, “Allah’a ibadet edin, tağuta kulluk etmekten kaçının” diye (tebliğ yapması için) bir peygamber göndermişizdir” (en-Nahl, 16/36) buyurmaktadır.

 

Bu tağutlar İbrahim (a.s) döneminde Nemrut, Mûsa (a.s) döneminde Firavun, Resulullah (s.a.v) döneminde de Ebu Cehil, Ebu Leheb gibi Daru’n-Nedve’nin ileri gelenleri ve puta tapan şahsiyetleri olduğu gibi, diğer peygamberler döneminde de, kendilerine gönderilen peygamberlerin getirdiği tevhid akidesini inkâr edip, atalarından kalan inançları devam ettirme inatçılığı gösteren puta tapan kavimler olmuşlardır. Günümüzde de heva ve hevesleriyle hükümler koyan ve o hükümleri insanlara dayatan meclisler, hükümetler, devletler vb. gibi kurum ve kuruluşlar da bu tağutlardandır.

 

Gelen peygamberler, gönderildikleri kavimleri tevhid’e çağırdılar. Tapmaya devam edegeldikleri putlarının kendilerine ne bir fayda, ne de bir zarar veremeyeceklerini açıkladılar. Ancak pek azı müstesna olmak üzere, çoğunluğu peygamberleri yalanladılar, hatta öldürdüler. Allah Teâlâ’ya yönelecekleri yerde, atalarından devraldıklarını ileri sürdükleri tağuta yöneldiler. Allah Teâlâ bu inkârcı kavimler hakkında; “Onlara: «Allah’in indirdiğine uyun.» denildiğinde, «Hayır, atalarımızı neyin üzerinde bulduksa ona uyarız.» dediler. Ya ataları birseye akıl erdirememiş ve doğruyu seçememiş idiyseler? (Bakara 170)” buyurmakta ve nasıl bir çıkmazda olduklarını açıkça gözler önüne sermektedir.

 

Tağutların devri kapanmış değildir. Peygamber bulunsun veya bulunmasın, her dönemde tağutlar varlıklarını korumuşlardır. Tağut, sadece eski kavimlerde ortaya çıkıp yaşama imkânı bulan bir güç değildir. Tağut, bugün de müslümanın en büyük düşmanıdır. Tağut, devlet sistemlerini, ahlâki değerleri ele geçirmiş ve onları müslümana zarar verecek bir hale dönüştürmüştür. Kısaca tağut, müslümanı dört yanından kuşatmış bulunmakta ve müslümana hayat hakkı tanımamaktadır.

 

Müslüman Allah’ın hükümleri doğrultusunda yaşamak, O’nun koyduğu hükümler dışında konulan bütün hükümleri reddetmek, İlâhlık taslayan bütün güçleri yok etmek için çalışmakla mükelleftir. Şu bir gerçektir ki, Allah (c.c)’a iman edenler, O’nun yolunda tağutla savaşmak zorundadırlar. Çünkü tağut bir mümin için her şey demek olan imanını çiğnemek, ona hayat hakkı vermemek ve Allah’ın hükümlerini iptal edip, kendi heva ve hevesleri doğrultusunda hükümler koymak amacındadır. Nitekim Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerîm’de; “İman edenler Allah yolunda cihat ederler, küfredenler ise tağut yolunda savaşırlar” (en-Nisa, 4/76)

 

Resulullah (s.a.v) de tağut hakkında bir hadis-i şerifinde; “Her kim (tağuta karşı) cihad etmeden ve onunla mücadele (ederek Hakk’ı hakim kılma) arzusunu ruhunda duymadan ölürse, nifaktan bir şube üzerinde ölür” buyurmaktadırlar.” (Muhtasar Sahih-i Müs-lim, Hafız Münzirî, Hd. No: 103)

 

Bu ayet ve hadis, bir müminin tağuta karşı takınması gereken tavrı en anlaşılır şekilde ortaya koymaktadır. Bir mümin; camileri-nin ibadete açık olmasına izin veren, insanları dini inançlarında özgür bıraktığını iddia eden rejimlere karşı çok dikkatli olmak zorundadır. Bugün bu rejimler, İslâm dünyası için büyük bir tehlike arzetmektedirler. Bu rejimlerin hepsi tağuttur. Çünkü apaçık ortadadır ki Allah’ın indirdikleriyle hükmetmemektedirler. İnsanları kendi heva ve hevesleri doğrultusunda çıkarmış oldukları hükümlerle idare etmektedirler. Allah’ın hükümlerini, ortaçağ insanına hitab edebilen, sınırlı, bugünün gelişen ve düşünen insanının gerisinde kalmış hükümler olarak kabul etmektedirler.

 

Bir mü’min, tağutu, yani Allah Teâlâ’nın emirleri ve yasakları ile çatışan nefsini, diğer şahısları, önderleri, rejimleri ve ilkeleri red etmedikçe, hakimiyetin yalnız Allah’a ve O’nun düzeni olan İslâm nizamına ait olduğunu kabullenmedikçe imanın sembolü olan tevhid kulpuna yapışamaz. Allah Teâlâ bu konuda da şöyle buyurmaktadır: “Dinde zorlama yoktur. Hakikat, iman ile küfür apaçık meydana çıkmıştır. Artık kim tağutu inkâr edip de Allah’a (O’nun kanunlarına) iman ederse, muhakkak ki kopması (mümkün) olmayan en sağlam kulpa sarılmıştır. Allah işiten ve bilendir.” (Bakara, 2/256)

 

Dolayısıyla insanlar için iki yol vardır. Birincisi: Allahu Teâlâ (c.c)’ya iman etmek ve her türlü ilişkileri (hayatını) İslâm’ın hükümlerine göre değerlendirmek; ikincisi, tağuta kalben teslim olmak (iman etmek) suretiyle hevâ ve heveslerine göre yaşamak!.. Bu iki inanç ve yaşama biçiminin dışında üçüncü bir durumdan söz etmek mümkün değildir. İnsanlar kendi iradeleri ile, bu iki yoldan birisini tercih etmekte serbesttirler. Buna “Kesb” (kendi kazancı) denilir. İmam Taftazânî, “İnsanların sevap ve mükâfat almaya, ceza ve azab görmeye esas teşkil eden ihtiyari fiilleri vardır.” (Taftazanî, Şerhu’l Ahaid, İstanbul 1980, s. 196) diyerek, bu konuda herhangi bir zorlamanın olmayacağına işaret etmiştir.

 

Allahü Teâlâ’nın hükümlerini bir kenara bırakarak, Tağut’un huzurunda muhakeme olmak ve onun hükümlerine boyun eğmek, küfrü tercih etmek demektir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de: “Sana indirilen Kur’an’a ve senden önce indirilen kitaplara iman ettik diye, boş iddialarda bulunanlara bakmaz mısın? Onlar Tagut’un huzurunda muhakeme olmak (hükümlerine boyun eğmek) istiyorlar. Halbuki Tağut’u inkâr etmekle (tekfir etmekle, lânetlemekle) emrolunmuşlardı” (en-Nisa 4/60) buyurulmuştur. Bu ayette Tağut’un hükümlerine boyun eğen ve kalben razı olanların, iman iddialarının boş olduğu ifade edilmektedir. İbn-i Kesir bu ayetin tefsirinde “Allahü Teâlâ Tağut’un hükümlerine kalben teslim olanların iman iddialarını red etmektedir” diyerek, meselenin özüne işaret eder (İbn Kesir, Tefsir, Beyrut 1969, I, 519). Tağutî güçler; Allahu Teâlâ’nın arzında, O’nun hükümlerine karşı tuğyan eden ve insanların üzerinde ilâhlık iddiasında bulunan otoritelerdir. Bunlarla sürekli olarak savaşmak farzdır. Bununla ilgili olarak, “İman edenler; Allah Teâlâ’nın yolunda cihat ederler. Küfredenler ise, Tağut yolunda savaşırlar. Öyle ise; şeytanın dostlarıyla (Tagut güçlerle) savaşınız. Şüphesiz ki, şeytanın hilekârlığı zayıftır” (en-Nisa, 4/76) buyurulmuştur. Bir mümin Tağutî güçlerle savaşmanın farz olan bir ibadet olduğunu bilmek mecburiyetindedir. Bu Kelime-i Tevhid’in tabii bir sonucudur.

 

Allahû Teâlâ’nın hükümlerine karşı tuğyan eden siyasi otoriteler insanları, dalaletin karanlığına doğru çekerler. Hem bu dünyada, hem de Ahirette işkenceye ve azaba uğramalarına sebep olurlar. İslâm dininin hükümlerini inkâr eden bütün ideolojiler Tağut hükmündedir. Kur’an-ı Kerim’de; “Allah, iman edenlerin velisidir (yardımcısıdır). Onları karanlıktan (kurtarıp) nura çıkarır. Küfreden-lerin velisi ise Tağut’tur. O da kendilerini nurdan (ayırıp) karanlıklara çıkarır. Onlar (Tağut ve ona tabi olanlar) Cehennemin arkadaşlarıdır. Onlar orada, bir daha çıkmamak üzere ebedi kalıcıdırlar” (el-Bakara, 2/257) buyurulmuştur.

 

Günümüzde Allahü Teâlâ’nın indirdiği hükümleri bir kenara bırakarak, “Hakimiyet kayıtsız ve şartsız insanındır” sloganına sarılan ve insanların çoğunun rızasına göre kurulduğu iddia edilen siyasî otoriteler, iktidar haline gelmişlerdir. Bu siyasi otoritelerin Tağut hükmünde olduğu asla unutulmamalıdır. Daha açık bir ifade ile İslâm nizamının dışındaki bütün sistemler “Tağuti” özellikleri taşırlar. Kelime-i Şehadet getiren ve günde beş vakit ezânı dinleyen her mükellef bu mahiyeti asla unutmamalıdır. İnsanları Tağutî güçlere karşı cihada teşvik etmeyen ve bu uğurda gayret sarfetmeyen kimseler ne kadar ilim sahibi olursa olsunlar, kat’iyyen âdil ve müslüman değildirler. Olsa olsa onlar ancak Bel’âm’dırlar. Dolayısıyla onların fetvaları ile amel edilemez.

 

 

 

 

 

 

 


din

Filed Under (Ramazan Özel) by Güzel Sözler on 21-08-2009

DİN
 

Kıyamet’te herkese dünyada yaptıklarının karşılığının verilmesi, “Eğer siz ceza görmeyecek (din kökünden: “Medînin”) olsaydınız…” (el-Vâkıa, 56/86) âyetinde olduğu gibi “iyi ya da kötü karşılık” anlamında; şâirin, “Ebediyyen onun da benim de “din”im bu mudur?” sözünde olduğu gibi “âdet ve alışkanlık” anlamında;
“Filan kimseler kurallara boyun eğmezler (lâ yedinûne)” denirken ve hadis-i şerifte geçen: “Akıllı kişi nefsine hâkim olandır (dâne)” şeklindeki kullanımında “itâat, zillet ve bağlılık, üstünlük sağlamak, galip gelmek” anlamlarında; başkalarını idare etmek üzere görevlendirilen birisinden: “Deyyentuhu’l-kavme” diye söz edilirken de “Egemenlik, mülk, hüküm (yönetim, yargı), gidiş, idare” anlamında kullanılmaktadır.

Ayrıca: “Tevhid; Allah’a ibadetin her türlüsü: yalın manasıyla millet; verâ ve vasiyet; bir şeye zorlanmak; aziz veya zelil olmak; itaat etmek; asi olmak; iyi ya da kötü bir şeyi alışkanlık haline getirmek anlamına gelmektedir. (el-Fîrûzâbâdî, el-Kâmûsü’l-Muhît, Beyrut 1407/1987, s. 1546; Ebu’l-Hasen İbn Sîde, el-Muhassas, Beyrut (t.y.), XVII, s. 155-156; Ebu’l-Beka, el-Külliyyât, Âmira 1287, s. 327; Şehristânî, el-Milel ve’n-Nihâl, Beyrut 1395/1975, I, s. 38; Ebu’l-A’lâ el-Mevdûdî, Kur’an’a Göre Dört Terim, “Din” Bahsi; Aynı Müellif, Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi, Çev: Dr. N. Ahmed Asrar, Ankara 1983, t, s. 300 vd.)

Arapça bir kelime olarak “dal, ye, nûn” harflerinden meydana gelen din sözcüğü, söyleyiş şekli değişmeksizin Türkçe’ye girmiştir. Kelime, gerek İslâm öncesi Arapça’sında gerekse Kur’ân ve Sünnet’te oldukça yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Bunun tabiî bir sonucu olarak da din sözcüğü İslâm tarihi boyunca, bütün çeşitliliğiyle ve farklı oranlarda yoğun olarak, kaynaklarda, ilmî ve edebî eserlerde, sözlü ve yazılı anlatımda, İslâmî ilimlerin anahtar terimlerinin en başında yer almıştır.

Aynı kökten gelen ve Yüce Allah’ın sıfatı ya da ismi olarak kullanılan “ed-Deyyân”, yapılan işlerin karşılığını veren, kahreden, yani istediğine zorlayan, egemen, hikmetle yöneten, hesaba çeken, hiçbir ameli karşılıksız bırakmayıp hayra da şerre de karşılık veren demektir. İbn Sîde, a.g.e. XIII, 155; el-Fîrûzâbâdî, a.y.; Mecdü’d-Dîn İbnu’l-Esîr, en-Nihâye fi Garîbi’l-Hadis, Beyrut 1399/1979, II, 148)

“Mütedeyyin” ise, Allah’ın dinine teslim olan, itaatkâr, öldükten sonra hesap ve cezaya inanan kimse demektir. (Şehristânî, a.g.e., I, 38)

Istılah Olarak Dinin Anlamı: “Yüce Allah’ın, kullarının kendisi vasıtası ile hakka ulaşmaları için peygamberleri aracılığı ile akıl sahibi insanlara tebliğ ettiği, onları dünya ve âhiret mutluluğuna kavuşturan sistem, Allah’ın koyduğu hükümler” anlamındadır. Bu anlamıyla din hem inanç konularını hem de amelî konuları kapsamaktadır. Her peygamberin getirdiği “millet” hakkında da kullanılabilir. Allah’tan geldiği için (Allah’ın dini şeklinde) Allah’a; Peygamber tarafından tebliğ edildiği için (Peygamber’in dini şeklinde) peygambere; ona uyup bağlandıkları için de meselâ “Müslümanların dini” şeklinde ümmete izafe edilebilir. (Râgıp el-Isfâhânî, el-Müfredat fî Garîbi’l-Kur’an, Kahire 1381/1961 s. I 74; Tehânevî, Keşşâfu Istılâhâti’l-Fünûn, Kalkutta 1862′den İstanbul 1404/1984 tıpkı basım, I, 503)

İbn Teymiyye de terim olarak “din”i şöyle açıklamaktadır: “İslâm, İman, İhsân diye ifade edilen her üç kademe, “din”in kapsamı içerisindedir. Çünkü sahih hadiste de belirtildiği gibi Hz. Cebrail gelip bu konularda soru sorarak cevaplarını aldıktan sonra Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “O, Cebrail’di. Size dininizi öğretmek üzere gelmiştir. Böylece o, bunların hepsinin “din”inizin kapsamına girdiğini açıklamış oluyor. ” Din ile Allah’a itaat ve ibadet ettiği için “Allah’ın dini” denilir. Kula izafe edilmesinin sebebi ise itaat edenin o olmasıdır.” (Mecmû’u Fetâvâ İbn Teymiyye, XV, 158)

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi; “din”, ıstılah olarak tanıtılmak istenince; genelde “hak din” ve “son din” olan İslâm tanıtılmak istenmiştir. Bunun en önemli sebebi olarak Allah katında geçerli tek din’in İslâm olması (Ali İmrân, 3/19, 85) gösterilebilir.

Bu tariflerden anlaşıldığı üzere hak din’in diğer bir ifade ile “İslâm”ın temel birtakım özellikleri vardır:

İslâm dini ile İslâm şerîatı aynı şeylerdir. Dolayısıyla İslâm dışı bütün dinler birer şerîat ve her şerîat da bir dindir; ancak bunlar Allah katında makbul değildirler.

Din, irade sahibi akıllıları muhatap alır.

Din, Allah tarafından insanların faydasına konulmuştur. Allah tarafından konulmamış bir din kabul edilmez.

Din, insanı dünya ve Âhiret’te kurtuluşa götürür. Dolayısıyla bunu gerçekleştiremeyen dinler, Allah’ın kulları için öngördüğü din olamaz. Yalnız dünyaya yönelik tez ve düzenlere sözlük manâsı itibariyle “din” demek mümkündür. Ancak, bunların Âhireti hesaba katmamaları, yani laikliği veya materyalizmi esas almaları daha ilk adımda Allah’ın dininden uzaklaşmalarını kaçınılmaz kılmaktadır. Dünyayı tümüyle hesaba katmayan salt ruhânî ve dar ibadet kalıplarını aşmayan “ruhbanlık” türü yaklaşımlar da “hak din” olamaz.

Din, “teslimiyet”i, “iman”ı ve “ihsan”ı birlikte içerir. Dolayısıyla Hak Din’de insanlar bütün kâinatın boyun eğdiği, gökteki ve yerdeki her şeyin teslim olduğu Allah’a teslim olurlar. (Âli İmrân, 3/83) Bu dinde müminler kâinatın kendisine teslim olduğu gerçek Rabb ve İlâh olan Allah’ın bildirdiği gayb’a inanılmasını emrettiği şeylere iman ederler; bu imanlarının gereği olarak hayatlarını Allah’ın şerîatına göre düzenleyerek teslimiyetlerini ifade ederken, kendileri Allah’ı görmeseler dahi, Allah’ın kendilerini görmekte olduğu şuuru ile Rab’lerine ibadet ederler.

Kur’ân-ı Kerîm’de “Dîn”: Din’in terim manası bu olmakla birlikte Kur’ân ve Sünnet’te kelimenin kullanılmasını tetkik ettiğimiz takdirde, sözlük anlamlarının birçoğunu da kapsayacak şekilde ele alındığını kolayca tespit edebiliriz.

“Borç” anlamına gelen ve “din” kelimesi ile aynı harflerden oluşan “deyn” kelimesini ve onun türevlerini bir kenara bırakacak olursak; “din” ve türevleri Kur’ân-ı Kerîm’de: doksanbeş defa tekrarlanmaktadır.

“Din” kelimesinin çeşitli şekillerde yer aldığı âyet-i kerimeleri, manalarına göre bir sınıflandırmaya tabi tutarsak:

Mutlak Olarak Din: İtaat, Boyun Eğme, İbadet: 2/193; 3/5, 24, 73, 85; 7/29; 8/39; 9/29, 33, 16/52; 29/65; 30/30; 39/2, 3, 11; 40/14, 65; 42/13; 48/28; 61/9; 98/5.

Kıyamet ve Ceza (Karşılık) Günü: 1/4; 15/35; 24/25; 26/82; 37/20; 38/53, 78; 51/6,12; 56/56, 86; 70/26; 74/46; 82/9,15,17,18; 83/11; 95/7.

Allâh’ın Dini, İslâm, Tevhîd: 2/132, 193, 217, 259; 3/5, 19, 83; 4/46, 146; 5/3, 54, 57; 6/161; 7/29; 8/39, 49, 72; 9/11,12;19/29, 33, 36, 122; 10/22, 104, 105; 12/40; 16/52; 22/78;24/55; 29/65; 30/30, 43; 31/32; 33/5; 39/2, 3, 11, 14; 40/14, 65; 42/13, 21; 48/28; 60/8, 9; 61/9; 98/5; 107/1 ; 110/2; 109/6.

Kanun, Hüküm, Şerîat: 2/217; 3/73; 12/76; 22/78; 24/2; 40/26; 42/13, 21; 49/16; 98/5;107/1;109/6.

Kur’ân-ı Kerîm’de bu kelimenin hangi manalarda kullanıldığını örnekleriyle açıklamaya çalışalım:

el-İsfâhânî, din’i: “İtaat, ceza (karşılık) demek olup şerîat hakkında istiâre yoluyla kullanılmıştır. Din, mana itibariyle millet’e benzemekle birlikte, şerîata bağlılık ve itaat demektir” diye tarif ettikten sonra, çeşitli manalarına örnek olmak üzere birtakım âyetleri kaydetmektedir.

Ona göre, Ali İmrân 19 ve en-Nisâ 125. âyetlerindeki “din” kelimesi “itaat” anlamınadır. “Ey kitab ehli! Dinlerinizde aşırılığa gitmeyin.” (en-Nisâ 4/125) buyruğu ise, dinlerin en mükemmeli ve en üstünü olan İslâm Dini’ne uymak için bir teşviktir. el-Bakara sûresinin “Din’de zorlama olmayacağını” hükme bağlayan âyet-i kerimesinde de (2/256) maksat “itaat”tir; Çünkü dîne bağlılık ancak “ihlâs” ile olabilir. “İhlâs” ile “zorlama” ise, birbirine aykırı hallerdir. Âli İmrân sûresi, 83. âyetinde yer alan: “Onlar, Allah’ın Dini’nden başkasını mı arıyorlar?” buyruğundaki “din”den kasıt ise İslâm’dır. Sad, 38/85, el-Feth, 48/28, es-Saf, 61/9, et-Tevbe, 9/29, en-Nisâ, 4/125 âyetlerinde de aynı şekilde “İslâm” kastedilmektedir.

Vâkıa, 56/86. âyette geçen “Medînîn” kelimesi, “amellere karşılık” manasınadır. (Rağıb el-Isfâhânî, el-Müfredat, 175)

Dâmeganî’ye göre “din”, Kur’ân-ı Kerim’de şu anlamlarda kullanılmıştır:

1. Tevhîd: “Allah katında yegane geçerli olan din İslâm’dır.” Âli İmrân, 3/19 âyetinde bu anlamda kullanılmıştır. Ez-Zümer, 39/2, er-Rum, 30/30 ve Lokman, 31/32. âyetleri de aynı anlamdadır.

2. Hesap: “Onlar din (Hesap) gününü yalanlarlar” el-Mudaffifin, 83/11, es-Saffat, 37/53, ve el-Vakıa, 56/86′da olduğu gibi.

3. Hüküm ve Yargı: Yusuf, 12/76′de “Melik’in dîni”; “Melik’in hüküm ve yargısı” demektir. en-Nur, 24/2′de “Allah’ın Dini” buyruğu da Allah’ın hüküm, yargı ve kanunu manasındadır.

4. Bizzat dinin (yani hayatın her alanında kabul edilen inanç, egemen düzen, kişisel ve toplumsal ilişkiler, eşya ve kâinat münasebetleri, değer yargıları v.s.’nin) kendisi.

Eksiksiz ve tam haliyle Allah’ın dini, İslâm: et-Tevbe 9/33,es-Saf 61/9, el-Feth. 48/28′de olduğu gibi.

5. Millet: el-Bey’yine, 98/5′de olduğu gibi. (el-Hüseyin b. Muhammed ed-Dâmeğanî, Kâmusu’l-Kur’ân, Beyrut 1983, 178-179)

Mevdûdî, Kur’ân-ı Kerim’de “din” kelimesinin anlamına ayırdığı incelemesinde şunları söylüyor: “…Bu bakımdan “din” kelimesinin “Kur’ân-ı Kerim’de eksiksiz bir düzeni ifade ettiği görülür. Söz konusu bu düzen şu dört unsurdan meydana gelir:

1. Hâkimiyet ve yüce egemenlik.

2. Bu yüksek egemenlik ve hâkimiyete itaat edip boyun eğmek.

3. Bu hâkimiyetin otoritesi altında meydana gelen fikrî ve amelî düzen.

4. Bu düzene uymaya ve ihlâsla bağlanmaya karşı bu yüce egemenliğin verdiği mükâfat veya karşı gelmek halinde isyan etmeye verdiği ceza.”

(Mevdûdî, Kur’ân’a göre Dört Terim, s. 103)

İslâm: İlâhî düzen ve ulûhiyet tektir, şu halde kulluk da tek yeredir. Bu uluhiyete teslim olduktan sonra, insanoğlunun ne ruhunda ne de dış hayatında Allah’ın hükümranlığından başka bir şeyin eseri kalmaz. Uluhiyet tektir, öyleyse tek bir cihet vardır, tek bir akide vardır: Allah’ın rızasına uygun olarak kullarından kabul ettiği akîde, yani açık, berrak ve halis tevhid akîdesi ki, o da Allah indinde din olan İslâm’dır.

O İslâm ki, yalnız dâva, yalnız dirayet, yalnız dille ifade edilen söz, yalnız kalpte cereyan eden tasavvur, yalnız şahısların namazda, hacda, oruçta eda ettikleri vecibelerden ibaret değildir. İslâm, teslimiyettir, itaat ve tabiiyettir, Allah’ın kitabının kulların hayatına hâkim olmasıdır. Bugün ‘biz müslümanız’ deyip de Allah’ın kitabı ile hükmetmeye çağırıldıkları zaman ondan yüz çevirip arkalarını dönenler de ehl-i kitab’a benzemektedirler. Zira onlar da dîni insanların günlük hayatına, ekonomik, sosyal, hatta ailevî ilişkilerine sokmayı lüzumsuz sayarlar. Bunlar, ileri sürdükleri bu iddialar ile birlikte müslüman olduklarını söylemekten de geri kalmazlar. Hiçbir dînî esasa dayanmayan bu gaflet ile ehl-i kitab’ın ileri sürdüğü zan ve iddiaların farkı yoktur. Her iki grup da dînî esaslardan sıyrılmakta farksızdırlar. Halbuki bu dînin birtakım ayırıcı özellikleri vardır ki, onlar olmayınca din de olmaz: Allah’ın şerîatına itaat, Allah’ın Rasûlü’ne uyma, Kitabullah’ın ahkâmına teslimiyet. İşte tevhîd akidesinin gerçeği bunlardır. Ayrıca din, beşer hayatının tanzimi için teşrîi kanunları da tazammun eder. Dînin gayesi sadece ahlâkı güzelleştirmekten, vicdanî şuuru uyandırmaktan, ibadet ve inançtan ibaret değildir. Böyle bir din olamaz. Din, Allah’ın insanoğlu için tespit ettiği bir hayat programıdır, insan hayatını yaratıcının yoluna bağlayan ve Allah’ın kudret eliyle çizilen bir hayat nizamıdır. Allah’ın dinine iman eden müslüman, Allah’tan bu dinin şahitliğini talep eder. Bu dine, insanların açıkça göreceği ve onlara güzel bir örnek teşkil edecek tarzda hakkıyla bağlanmalıdır. Kâinatta mevcut olan diğer bütün nizamlara ve teşkilâtlara karşı bu dinin üstünlüğüne ve yüceliğine iman etmeli, kendi nefsini, meselesini ve hayatını canlı bir şekilde Allah’ın çizdiği bu programa tahsis etmelidir. Onlar, cemiyet ve ferdin dayanağını Allah’ın kudret elinden çıkan o yüce programa oturtmayıp, böyle bir cemiyet meydana getirmedikçe şahit olamazlar. Müminler İlâhî programı tahakkuk ettirmeye mecburdurlar. İşte bu, Allah yolunda ölümün, yani ilâhî dinin ortaya koyduğu ve bizzat yaşamaktan daha hayırlı telakki ettiği şehadetin ta kendisidir… Müslüman olduğunu iddia eden her insan üzerine, “Bizi Şahit olanlarla beraber yaz.” niyazı (Âli İmrân, 3/53) Allah ile akdedilen bir bey’attır. Her mümin dînî bir hayatın ihyası ve toplumun huzur ve refahı arzusuyla bu ilahi nizamı gerçekleştirmek için cihad etmek zorundadır. Bunu yapmıyorsa ya şehadetinde yalancıdır veya bu dinin gaye edindiği şehadetin zıddını yapmak gayretindedir. Mü’min olduklarını iddia ettikleri halde, insanları Allah’ın dininden uzaklaştıranların vay haline!

İşte bütün bu manâlarla İslâm Allah katında yegane dindir. Bütün peygamberlerin Allah’tan getirmiş oldukları en üstün nizamdır. Yüce Allah, insanları kullara ibadetten kurtarıp Allah’a ibadet ettirmek için peygamberleri vasıtasıyla bu dini göndermiştir. Allah şahittir ki, bundan yüz çevirenler müslüman değildirler. “Allah indinde hak din, İslâm’dır. “

Hiç şüphe yok ki, Allah’ın dini tektir. Bütün peygamberler o dini getirmişlerdir. İslâm’a sırt çevirenler bütün dinlere sırt çevirmekte ve Allah’ın ahidlerinin bütününe ihanet etmiş olmaktadırlar. İslâm ki, yeryüzünde -Allah’ın tek nizamıdır- mevcudatın temel kanunudur. Varlıklar dünyasında bütün canlıların dini aslında İslâm’dır.

Sünnet’te Din

Hadis-i şeriflerde de “din” kökünden türeyen kelimeler çeşitli tip ve anlamlarıyla kullanılmıştır. (Bk. el-Mu’cemu’l-Müfehres li Elgazi’l-Hadîs… II, 163 vd.; 165 vd.)

Hadis-i şeriflerde “din” kelimesi değişik anlamlarda kullanılmıştır:

1. Boyun eğmek, itaat ve ibadet etmek: “Akıllı kişi nefsine boyun eğdiren ve onu (Allah’a) ibadet ettirendir.” (Tirmizî, Kıyame, 25; İbn Mâce, Zühd, 31) Bu hadis-i şerifde geçen “dâne”nin “hesaba çeken” manasına geldiği de söylenmiştir.

Hz. Peygamber’in: “Kureyş’ten, söyledikleri takdirde bütün Araplar’ın kendilerine boyun eğecekleri bir tek söz söylemelerini istiyorum.” (Tirmizî, Tefsir, Sûre, 38, Bab 1; Ahmed b. Hanbel, I, 237) buyruğu da aynıdır.

2. İnanç ve ibadet: “Kureyş ve onlar gibi inanıp ibadet edenler (dâne, dinehum) Müzdelife’de vakfe yaparlardı.” (Buhârî, Tefsir, Sûre 3, Bab 35; Müslim, Hac, 151) Yani bununla, dinlerine uygun hareket eden ve onlar gibi ibadet eden kimseler kastedilmektedir.

3. Hayır olsun, şer olsun karşılık:

“Nasıl davranırsan, öyle karşılık görürsün. ” (Buhârî, Tefsir, Süre 1, Bab 1)

4. Kahretmek, mecbur etmek: Egemen ve hâkim Allah’ın “ed-Deyyan” ismi bu anlamdadır. (Ebu Ubeyd el-Kasım b. Sellâm, Garîbu’l-Hadis, Beyrut 1396/1976; Haydarabad, 1385/1966′dan tıpkı basım, III. 134-136; Mecdu’d-Din İbnu’l-Esîr, en-Nihâye -fi Garîbi’l-Hadîs, Beyrut 1399/1979, II, 148-149)

“Din”e yakın Kavramlar: Bundan önceki açıklamalardan “din”e yakın birtakım kavramların bulunduğu ve bunların da hem Kur’ân’da, hem Sünnet’te kavram olarak önemli bir yer tuttukları anlaşılmış olmalıdır. “Din” gibi oldukça önemli bir kavramın daha iyi anlaşılabilmesi için bu kavramlara da kısaca bir göz atmakta fayda görülmelidir:

Millet: Aslında yazdırmak anlamına gelen “imlâ”dan gelmektedir. İzlenen “belli yol” manasına da gelir. Peygamberler şerîatı ümmetlerine yazdırdıkları ve bu konuda peygamberler arasında ihtilaf olmadığından “şeriat” manasına kullanılmıştır:

“Küfür tek millettir.” sözünde olduğu gibi ‘bâtıl” hakkında da kullanılabilir. (Tehânevî, a.g.e., II, 1346) Fîrûzâbâdî, el-Kâmus’da: “Millet, şerîat veya din demektir.” (s. 1367) derken, Râğıb el-Isfâhânî: Millet, anlamı itibariyle din’e benzemektedir. Aralarındaki fark şudur: Millet, ancak Peygamber’e izafe edilir:

“Atalarım İbrahim’in, İshak’ın, Yakub’un milletine uydum.” (Yusuf 12/38) Millet kelimesi çoğunlukla peygamberlere izafe edilerek kullanılır.

“Allah’ın milleti”, “Zeyd’in milleti” gibi terkipler yapılmaz. Millet, Âhiret’te Allah’ın mükafatını almak için peygamberler aracılığıyla gönderdiği şerîatın adıdır.” der. (el-Isfahânî a.g.e., 471-472; Ebu’l-Bekâ, a.g.e., 327-328)

Şerîat: Şer’, sözlükte suya giden yol demektir. “Şerîat” da aynı anlamdadır. İslâmî bir kavram olarak ise; Yüce Allah’ın koyduğu ve -ister bir amelin keyfiyeti ile ilgili olsun, ister itikadı ilgilendirsin- herhangi bir peygamberin ondan getirdiği hükümlerdir. Şerîat’a “din” ve “millet” adı verildiği de olur. Şerîat, kendisine itaat edilmesi bakımından “din”; dikte edilip yazılması bakımından “millet”; belirlenmiş bir yol olması bakımından da “Şer” ve Şerîat’tır. (et-Tehânevî, a.g.e., I, 759-760)

Ebu’l-Beka, “din” kelimesine yakın terimlere dair açıklamalarından sonra aralarındaki farka şöylece işaret etmektedir: “Çoğunlukla bu lâfızların biri diğerinin yerine kullanılabilmektedir. Bu bakımdan bunlar bizzat bir olmakla birlikte mana itibariyle birbirinden farklıdırlar. Çünkü Peygamber’den sabit olan özel yola uyulması açısından “tarîk” (yol); gereğince dinlenmesi, bağlanılması (iz’ân) gereği açısından “iman”; onu teslimiyetle kabul gereği açısından “İslâm”; ona bağlanmanın karşılığının verilmesi açısından “din”; dikte ettirilip yazılmacı ve etrafında toplanılması açısından “millet”; susayan kimseler onun tatlı suyundan gelip içtikleri için “şerîat”; bir diğer adı “en-Nâmûs” olan Cebrâil’in vahiy yoluyla onu getirmiş olması açısından da “en-Nâmûs” adı verilir.” (Ebu’l-Bekâ, a.g.e., 327-328)

Din, Millet, Mezheb kelimeleri arasındaki farka gelince; Din Allah’a, Millet Rasul’e, Mezheb de Müctehide nisbet edilir. (Şerif el-Cürcânî, et-Tarifat. “Din ” mad.)

Din Koyucu Kim Olabilir?: “Din” in sözlük anlamını göz önünde bulundurduğumuz takdirde, insanların ferd ya da toplum olarak uydukları düzen, benimsedikleri gidiş ve izledikleri yol gibi bir mana da ihtiva ettiğini görürüz. İzlenen bu yol ve benimsenen bu düzen yalnızca ferd sınırında kalmadığı gibi, dünya hayatını aşarak Âhiret’i de; insanlığın kendi aralarındaki ilişkileri de aşarak çevresindeki varlıklarla her türlü münasebetini etkilemektedir. Kendisinin ve başkalarının davranışlarını, tutum ve faaliyetlerini, konumlarını hem belirlemekte hem de bunları değerlendirmesini sağlayan değerleri ve ölçüleri eline vermektedir.

Din’in genel olarak mahiyeti bu olunca, ister Allah tarafından gönderilmiş olsun, ister beşer kaynaklı olsun her bir düzen ve sistem bir “din”dir. Yani aynı zamanda bütün ideolojiler, …izm’ler, ve doktrinler de birer dindir. Bunların yalnızca dünya ile ilgili tezler olarak kendilerini sunmaları ve âhiretle, dinle, inançla ilgili olmadıklarını ileri sürmeleri, yani temelde “laik” olduklarını belirtmeleri onların aşağılamak, mahkum etmek ve hayatın dışına itmek için gayret gösterdikleri “din”den -sözlük anlamıyla da terim anlamıyla da- başka bir şey olmadıklarını göstermektedir. Bunlar birer “dinsizlik dini”dir.

Bu beşerî doktrinler, ideoloji ve düzenler, aslında İslâm’ı mahkum etmek için gerekçe olarak gösterdikleri “bağnazlık”ların en ileri türlerini sergilemektedirler. Din adına tarih boyunca türlü bağnazlıklarla birçok cinayetlerin işlendiği doğrudur. Ancak modern dünyanın çağdaş ve cahilî dinleri olan doktrinler ve …izm’ler uğruna işlenen cinayetler, zulümler ve katılıklar, geçmişte işlenen ve “din”i mutlak manada itham etmek için araç olarak kullanılan benzeri tutumlardan çok farklı mıdır? Sömürgecilik uğruna Kapitalizmi, Emperyalizmi, Komünizmi, Siyonizm’i yerleştirmek ve güçlendirmek için işlenmiş “modern cinayetler” ve “çağdaş bağnazca tutumlar” mı insanlığa daha büyük darbeler indirmiştir, yoksa genel olarak bütün dinleri ve bu arada da yegane hak din olan İslâm’ı mücadelenin dışında tutmak, saf dışı bırakmak maksadıyla özellikle üzerinde durulmak istenen, hak dinin sapması sonucu ortaya çıkan cinayetler mi?

Bu sözler, bâtıl adına işlenen cinayetlerin savunması değildir. Anlatılmak istenen şudur: İnsanlık, dini tanımadığını ileri sürerken bile “bir düzene uymak” anlamında bir din’e mensuptur. Modern insan da dine karşı çıkarken kendisi gibi yaratıkların ortaya koymuş olduğu, fakat hiçbir şekilde ona aradığı mutluluğu veremeyen, sağlayamayan insanların kurdukları düzenlere, yani “din”lere bağlanmakta, boyun eğmektedir. Daha açık bir ifade ile çağdaş dünya dininin ilahları sermaye patronları, bankerler, sanayiciler, şarkıcılar, artistler, sporculardır… Mabetleri ise bankalar, fabrikalar, stadyumlardır… Kullar ise her yere çevrilebilen, istenildiği gibi şartlandırılıp beyinleri yıkanabilen, istenilen şekilde yönlendirilebilen insan yığınlarıdır.

Açıkça anlaşıldığı gibi durum şundan ibarettir: Her bir siyasal, toplumsal, ekonomik düzen, aynı zamanda belli bir hayat görüşünün bir yansıması, bir ifadesidir. Pratiğe yansıyan her bir şekil arkasında ona o keyfiyeti kazandıran bir inanış, bir düşünüş yatmaktadır. Meselâ Materyalizm, eşya ve kâinat hakkındaki belli birtakım görüş ve yaklaşımlara sahiptir. Bu görüş ve yaklaşımlardan hareketle insanlığa sosyal, siyasal ve ekonomik bir düzen teklif etmiştir. Bütün bunlar yanında eşya ve kâinat hakkındaki yorumlara, dolayısıyla sunduğu düzene “İnanılmasını” yani bir inanç olarak da kabul edilmesini- bizim deyimimizle bir “din” olarak algılanmasını sağlamak için de başkalarını ikna etmeye özel bir çaba harcamaktadır.

İşte aslında insanlığa belli bir hayat ve kâinat anlayışını ve yorumunu sunan, bu yolun esası üzere de insanlar arası ilişkileri -her türlüsüyle- düzenlemeye çalışan her bir sistem -adı Komünizm, Sosyalizm, Kapitalizm, Milliyetçilik, Budizm, Hıristiyanlık ya da başka bir şey olsun -aynı zamanda- bir inanç düzenidir, yani bir “din”dir.

Bu yorum ve açıklamaların Kur’ân-ı Kerim’in “din” için getirdiği yoruma aykırı olmadığı, aksine tam uygun olduğu rahatlıkla söylenebilir. Yukarıda değişik vesilelerle atıfta bulunduğumuz birçok âyet-i kerime bunu açıkça ortaya koymaktadır: Yüce Allah, Rasûl’ünü hidayetle ve diğer bütün dinlerden üstün kılmak üzere “hak din” ile göndermiştir. (et-Tevbe, 9/33; el-Feth, 48/28; es-Saff, 61/9), Allah katında yegane geçerli din İslam’dır. (Âli İmrân, 3/19) İslâm’dan başka bir din arayan kimsenin bu dini, ondun kabul edilmeyecektir ve o, Âhiret’te hüsrana uğrayanlardan olacaktır. (Âli İmrân, 3/85)

İşaret ettiğimiz bu âyetlerden ve daha başkalarından açıkça anlaşılmaktadır ki, İslâm’ın dışında başka dinler de vardır. Allah katında geçerli olan ve olmayan dinler vardır. İnanılıp uyulduğu takdirde kişiyi kurtuluşa erdiren din vardır, âhirette ziyana uğratacak dinler de vardır.

Buna göre insanların benimsedikleri, inandıkları, düşünüş ve yaşayışlarını hemcinsleriyle ve çevrelerindeki eşya ile bu düşünüş ve inanışlara göre belirledikleri her bir düzen, sistem, ideoloji ve doktrin bir “din”dir. Buna “din” adının verilmesi ile verilmemesi arasında bir fark yoktur. Hatta Allah’a ya da bir veya birçok ilâha inanmaları ya da inanmamaları, bu inançlarını açıklamaları ya da açıklamamaları, bazı davranışlarına “ibadet” adını verip vermemeleri dahi durumu değiştirmez. Çünkü dinlerde asıl olan bir “inanç düzeni” ile bu düzene göre şekillenen bir hayat anlayışı ya da dünya görüşü ve buna bağlı olarak bir “yaşayış düzeni”nin varlığıdır. Bunun söz konusu olamayacağı hiçbir “hayat düzeni” bulunamayacağına göre, insanlık için -bu manasıyla- din dışında kalabilen bir hayat esasen düşünülemez demektir. Bu gerçek aynı şekilde İslâm âlimlerinin de gözünden kaçmamıştır. Meselâ Şehristânî, dinleri ve mezhebleri incelediği el-Milel ve’n-Nihal adlı eserinde açıkça şunları söylemektedir:

“Dünyada çeşitli din ve mezhep mensupları ve hevâ ve nihle (fırka, mezhep) sahipleri pek çoktur. Aralarında İslâmî fırkalar da vardır; yahudi ve hıristiyanlar gibi indirilmiş kitapları olduğu kesin olarak bilinenleri de vardır; mecusîler ile maniheistler gibi kitap indirilmiş olma ihtimali olanlar da vardır; ilk felsefeciler, dehrîler (zamandan başka maddeyi etkileyici bir faktör tanımayan materyalistler), yıldızlara tapanlar, putperestler ve brahmanistler gibi bir takım hüküm, değer ve tanımları olup da Allah’tan indirilmiş bir kitabı olmayanları da vardır.” (Şehristânî, a.g.e., I, 37)

Görüldüğü gibi her bir dünya, hayat ve kâinat görüşü aynı zamanda bir din olarak değerlendirilmiştir ve öylece değerlendirilmelidir. Durum böyle olduğundan dolayı; yani -hatta bu tür bir iddia ile ortada olan laik düzenler için dahi- din dışı bir hayat mümkün olamaz.

Dinin kavranması için şu iki soruya cevap verilmelidir:

1. Din, her halukârda hayat için kaçınılmaz ise, insanlık için nasıl bir din gereklidir?

2. İstenen mükemmellikteki bir dini kim ortaya koyabilir?

Bu iki soruyu cevaplandırmak gerekirse şunlar söylenebilir:

İnsanın belli bir yapısının ve bu yapının gerektirdiği türlü ilişkilerinin söz konusu olduğu herkes tarafından bilinir.

İnsanın, görünen ve duyularımızla algılayabildiğimiz maddî yapısının hatta bu varlığının en küçük diliminde dahi kendisini gösteren varlığını tartışılamaz ve inkâr edilemez kılan, bunun da ötesinde maddî varlığına egemen olan, ona yön veren bir manevî varlığının da bulunduğunu görüyoruz.

O halde insanlık için mükemmel bir dinin, insanın hem maddî hem de manevî yapısını göz önünde bulundurması ve bunların her birisini -ayrı ayrı ve bağımsız cüzlermiş gibi değil- bir bütünün unsurları olarak değerlendirmesi bütüne yani insana kazandırdıkları ahenk ve dengeye uygun ve o nisbette ele alması gerekmektedir. Mükemmel bir din, insanı olduğu gibi ele alan ve bu yapıya uygun bir düzen teklif eden dindir. Gerçek din insanı kuvvetli olduğu yanlarıyla, zaaflarıyla, üstünlükleriyle, istidatlarıyla, kabiliyetleriyle, imkânlarıyla, kısacası asıl yapısıyla ve fıtratıyla ele alabilen bir dindir.

İnsan, tek başına, çevresiyle, hemcinsleriyle herhangi bir ilişkisi bulunmayan, kendi sınırlarını aşmayan bir varlık değildir. Onun için yalnızlık ve çevresini etkilememek diye birşey düşünülemez. O dünyaya geldiği andan itibaren, çevresindeki hemcinsleriyle eşya ve kâinat ile ilişki halindedir. Bu ilişkilerini kurarken insan çeşitli soru ve sorunlarla karşı karşıya kalır:

 

Ben neyim? Kimim? Nereden geldim, nereye gidiyorum? Benim bu kâinat içerisindeki yerim neresidir? Bu kâinat ile ilişkilerimde uymam gereken ilkeler var mıdır? Yoksa istediğim gibi hareket etmekte serbest miyim? Uymam gereken ilkeler varsa bunlar neler olabilir? Bunları nasıl öğrenebilir ve tespit edebilirim? Ailemle içinde yaşadığım toplum ve bütün insanlara karşı sorumluluğum nedir? Onlarla ilişkilerimde bağlı kalmam gereken kurallar var mıdır, varsa nelerdir? Ben onlara, onlar da bana karşı bir haksızlık yaparsa ya da görevlerimizde kusurumuz olursa buna karşı alınacak tedbirler var mıdır, nelerdir, bu tedbirleri kimler alacak? Kısaca, içinde bulunduğumuz her türlü ilişki nasıl ve kim tarafından belirlenecektir? Bu ilişki türüne uygun bir yapılanma nasıl olabilir?

Yani insanın hem eşya ile ilişkisi, hem de insan olarak ferdî, ailevî toplumsal, ekonomik, siyasal ve ahlâkî ilişkileri nasıl olmalıdır? Kim tarafından belirlenmelidir? İşte mükemmel bir dinin bu tür sorulara doğru ve tatmin edici cevaplar vermesi kaçınılmazdır.

İnsanın, kendinden başkaları ile ilişkiler kurduğu âlem sırf bu görünen dünya değildir. Onda, kendisi gibi eksik olmayan, mükemmel bir varlığa şevk ve ihtiyaç meyli vardır ve bu onda fıtrîdir. Fıtrata, düşman ortam ve düzenlerde yetişen kimselerde dahi fıtratın bu eğilimi küllendirilebilse bile tümden yok edilemez.

Peki insan denen bu varlığı ve kâinatı en mükemmel düzen içerisinde yaratan, fakat kendisinden de bu kâinatı müstağni kılmayan varlık kimdir? O nasıldır? O’nu tanımanın yolu nedir? O’na karşı görev ve sorumluluklarımız nelerdir. Biz O’nun için neyin ifadesiyiz? Bizden istekleri var mı? Bize karşı davranışlarının, muamelesinin esasları nelerdir?

Evet, mükemmel bir dinin, yani insanın hayatına düzen verme iddiasında olan bir sistemin, bu ve benzeri sorulara açık, anlaşılır ve kesin cevaplar vermesi kaçınılmazdır.

İnsan, yani selim fıtrata sahip; sapıklığı, isyanın ve günahın kirletmediği fıtrata sahip insan, bu dünya hayatının sınırlılığından, darlığından, yetersizliğinden rahatsız olur. Çünkü insan hak sahiplerinin her zaman haklarını alamadığını, haksızların, zâlimlerin her zaman uygun şekilde cezalandırılmadıklarını, zaman zaman yaptıklarının yanlarında kâr kalabildiğini görmektedir. Bu böyle ise, adil ve hakkaniyete bağlı kalmanın faydası nedir? İnsanın bazen öyle emelleri olur ki, kendisinin hatta neslinin ömrü bunları gerçekleştirmeye yeterli olmayabilir. Meselâ, yeryüzünde gerçek bir adaletin gerçekleşmesi, mazlumun hakkını alması, insanların birbirlerine “kurtluk ve orman kanunlarıyla” ya da “tilkilik” mantığıyla değil de, “en az o da benim kadar haklara sahip, benim kardeşim, benimle eşittir” mantığıyla davranacakları toplumsal ahlâkî bir düzenin kurulması, ferd ve toplum vicdanında bunun yer etmesi…

İnsan kendi ferdî hayatında bunların, hatta emarelerinin dahi gerçekleştiğini göremeyebilir. Buna rağmen bu uğurda çalışmalarına da ara vermez. Neden? Bu uğurdaki çalışmaları eğer eksik kalacaksa, boşa gidecek ve karşılıksız kalacaksa onun bu yolda yorulması nedendir? Demek ki, insanın fıtrî yapısında bu dünyanın “ötesi”ne inanma ihtiyacı vardır ve sağlıklı bir fıtrat, mutlaka bu ihtiyacı karşılamanın yollarına gider. Bu bakımdan mükemmel bir “din” fıtratın bu ihtiyacını da karşılayabilmeli, bu konudaki sorularını tatminkâr bir şekilde cevaplandırabilmeli, sorunlarını da mükemmel bir şekilde çözebilmelidir.

Şimdi, ikinci sorunun cevabını aramaya geçebiliriz:

Bu mükemmellikteki dini kim koyabilir?

Kur’ân-ı Kerim’in bu konuda bize verdiği cevaplar, gösterdiği deliller, tartışılamayacak ve reddedilme ihtimali bulunmayan güçlü delillerdir. Bu deliller o kadar açıktır ki, hiçbir şekilde görmezlikten gelinemezler.

Şimdiye kadar ki açıklamalarımızdan anlaşıldığı gibi, insan hayatını yönlendiren, hayatına egemen olan her bir düzen “bir din” olduğuna göre ve aslında “din”in insanın belli nitelikteki sorularını cevaplandırmak, sorunlarını çözmek iddiasında bulunduğuna göre, bu keyfiyetteki bir “din”in koyucusu kim olabilir veya kim olmalıdır? Bu konuda Kur’ân-ı Kerim’in bize verdiği cevaplar gerçekten dikkate değerdir. Bunları kısaca şöyle sıralayabiliriz:

1. Yaratan, yarattığının yapısına en uygun yolu gösterendir:

“Herşeyi yaratıp düzene koyan, onu takdir edip ona yol gösteren… O en Yüce Rab’binin adını tesbih et.” (el-A’lâ, 87/1-3)

Rablerinin kim olduğunu soran Fir’avn’a Hz. Mûsa’nın şu cevabı ne kadar anlamlıdır: “Bizim Rabbimiz herşeye hilkatini veren sonra da doğru yolu gösterendir.” (Tâ-Hâ, 20/50)

Aynı cevabı Hz. İbrahim kendisiyle tartışan Nemrud’a söylemişti. Nemrud krallığının aynı zamanda insanların hayatını düzenlemek yetkisini kapsadığını kabul ettiğinden, kendisini de uyruğunu da Allah’ın dinine tâbi olmaya davet eden Hz. İbrahim’e karşı çıkmış bu konuda onunla tartışmak cüretini göstermişti:

“Allah kendisine mülk verdi diye Rabbi hakkında İbrahim’le mücadele edeni görmedin mi? Hani İbrahim: Benim Rabbim diriltir ve öldürür deyince O: Ben de diriltir ve öldürürüm’ demişti. İbrahim de: Allah güneşi doğudan getiriyor, haydi sen de batıdan getir’ deyince, kâfir, şaşırıp kalmıştı.” (el-Bakara, 2/258)

 

 


 Borsa